Geçtiğimiz pazar Ankara’da Kıbrıs Türk Kültür Derneği’nin düzenlemiş olduğu; “KKTC’deki Gelişmelere Siyasi Partilerin Bakışı” adlı panelde, toplumca uzun bir süredir duymayı ve görmeyi arzuladığımız bir tabloyu gördük. Doğrusunu söylemek gerekirse bir Kıbrıslı Türk olarak takdir ettim ve gurur duydum. UBP’yi temsilen Sayın Ertuğrul Hasipoğlu, CTP’yi temsilen Sayın Ferdi S.Soyer, TDP’yi temsilen Sayın Mehmet Çakıcı, DP’yi temsilen Sayın Serdar Denktaş ve ÖRP’yi temsilen Sayın Turgay Avcı bu organizasyon’a katıldılar.

Her biri farklı siyasi görüşlere sahip olsalar bile, siyasi görüşlerini ortak bir payda doğrultusunda ilk kez birleştirdiler. Bu panelde söylenilen hiçbir şeyin yabana atılacak cinsten değildi. Kıbrıs Türk halkının bugünlere nasıl geldiğini, ne badirelerden geçtiğinin, nasıl memuriyete yönlendirildiğinin, üretim iktisadından ne sebeplerle uzaklaştığının, Anavatan Türkiye Cumhuriyetine bile bir kibrit çöpünü nasıl satamadığımızın yalın bir şekilde anlatımıydı bunlar. 

Kıbrıs Türk Kültür Derneği; Türkiyede yaşayan, Kıbrıslı Türk soydaşlarımız’ın kişisel çabalarıyla ayakta tutmaya çalıştıkları, Kıbrıs Türk toplumunun kültür ve sosyal değerlerini Türkiye insanına tanıtma görevini üstlenmiş, aynı zamanda Türkiye de yaşayan Kıbrıslı Türkler arasındaki dayanışmayı, birliği bütünlüğü sağlayan bir yuvadır. Dernekle ilgili aklıma hep üniversitede okuduğum yıllar gelir. Yüksek tahsilini Ankara’da yapanlar iyi bilirler derneği. 1994 yılında Bilkent Üniversitesi Ekonomi bölümünde eğitimime başladığım zaman, Kıbrıs’a gidiş gelişimiz sürekli mümkün olmadığından, haliyle memleket mutfağına hasret duyardık. Gurbette öğrencilik hali işte, yaşamayan bilemez. Bazen canımız annemizin yaptığı magarına bulliden çekerdi de bulamazdık. Sağolsun dernek restaurantı haftanın belli günlerinde, Kıbrıs’a has yemek menüsü çıkarıp bize gurbetliği bir nebze unuttururdu.

Başlığı yanlış okumadınız “Bize besleme demeyiniz !” Bunu 13 Şubat ta, Anakara’da Kıbrıs Türk Kültür Derneği’nin düzenlediği panelde UBP Genel Sekreteri Sayın Ertuğrul Hasipoğlu söyledi. Yerinde ve üslubunca söylenmiş bir söz, Sayın Hasipoğlu’nu tebrik ederim. Son günlerde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Sayın Cemil Çiçek tarafından, Kıbrıslı Türklerin tarihleri boyunca duymadıkları sözler sarf edilmektedir. Bunları ilk duyduğumda aklıma 28 Ocak 2011 tarihinde yapılan miting de, kendini bilmez birkaç kişinin açtığı; Türkiye karşıtı küfür dolu saçma pankartlara yönelik haklı bir tepki olduğu kanaatine varmıştım ve açıkçası bende açılan bu pankartlarda kullanılan; edepten yoksun bu kelimeleri kınamıştım. Fakat görüyorum ki, olay her geçen gün daha karmaşık, içinden çıkılmaz bir hale gelmekte ve Kıbrıs Türk halkının Anavatan’a duyduğu kadim sempati ve güveni zedelemektedir. Merak ediyorum bu gereksiz söz düellosu ne zaman bitecek? Anakara’dan verilen demeçlerdeki bilgi eksikliği veya bilgi kirliliğinden olsa gerek, Kıbrıslı Türkler için gerçekten saygı duyulan; Türk devlet makamına yakışmayacak hale geliyor çoğu zaman. Devletin zirvesindekiler böyle konuşursa, Anadolu halkı ne düşünür? Ne söyler? Kıbrıslı Türkler hakkında, “Dilin ağzı torba değil ki büzesin” misali, pek takan yok. Orası bir gerçek ki, yaşanılan bu keşmekeş, Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC ilişkilerini her yönden baltalıyor.

Komşu GKRY bunu çoktan ağzına dolamış zaten. Rum siyasiler ve basını hemen hemen her gün bu konuyu manşetlere taşıyorlar; “Erdoğan Kıbrıslı Türkleri aşağılıyor”, “ Tayyip Erdoğan İşgal bölgesine vali atadı” gibi siyasi propoganda yapıyorlar. Yarın bunu görüşme masasında Türkiye ve Kıbrıslı Türkler aleyhine koz olarak kullanacakları şüphe götürmez gerçektir. Peki, bunun sonucu ne olabilir? 1) Müzakere masasında anavatan Türkiye Cumhuriyeti’nin etkin ve fiili desteğinden yoksun olduğu fikriyle hareket eden Kıbrıslı Rum otoritelerin; eli güçlenir, moral ve motivasyon açısından güç kaybına uğrayan Kıbrıslı Türklerin ise eli doğal olarak zayıflar. Kıbrıslı Rumların talep ve isteklerinden oluşan yaptırım gücü, senkronize bir şekilde bize dayatılır. 2) Önümüzdeki dönem AB dönem başkanlığını alacak olan GKRY’i, Türkiye- KKTC arasındaki bu suni çatışmadan faydalanıp, diğer birlik üyelerinide arkasına alıp, Türkiye Cumhuriyetine karşı siyasi baskı ve uygulamalarının dozajını artırabilir ve Türkiye’nin AB üyelik süreci durduk yere çıkmaza girebilir. 3) GKRY, Sayın Erdoğan’ın KKTC’ye yönelik sözlerini BM ve benzeri kuruluşlar vasıtasıyla uluslararası alana taşıyıp, beynelminel Rum-Yunan lobisine “Türkiye adada işgalcidir, işte ispatı Sayın Erdoğan’ın söylediği sözler” diye, jargonu hazır malzeme sunabilir. Bu lobiler bunu koz olarak kullanır ve Türkiye’nin uluslararası itibarı zedelenebilir.

(devamı yarın)
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31