“Sosyal” bir “Pazar ekonomisi” olur mu?

Olaya liberaller gibi bakarsanız, olmaz… Çünkü her bir “sosyal” düzenleme, aslında pazara bir müdahaledir…

Pazar Ekonomisi lâfı, ta Adam Smith’ten beri bilinir. “Bırakınız yapsınlar” özdeyişinin kaynağıdır. Piyasanın kendi kuralları içinde, hiç müdahale edilmeden işletilmesini savunur.

Çeyrek asır önce ABD’li ekonomist Freidman’ın Monaterizm düşüncesi ile yeniden gündeme geldi. Sovyet tipi “sosyalist ekonomi” uygulamalarının çökmesi ile de bir ara “tek yol” olduğu ileri sürüldü. Ta ki gene ABD’de inşaat sektörünün kredileri emip, geri ödeyemeyerek, finans sektörünü batırıp, yeni bir dünya ekonomik krizi yaratması ve üstünden, devlet yardımı ile kurtarılıp, kendi kendini inkâr etmesine kadar…

Devlet, piyasaya müdahale etmişti! Hem de “etme” diye, yeri göğü sarsarak; sonunda batanların lehine…

Aslında, ekonominin yasalarının insan iradesinden bağımsız olduğunu ileri süren düşünce, sanırım Adam Smith’ten önce, Karl Marx’a aittir. Sovyetler Birliği ve bağlı ülkelerinde olan, ekonominin kendi yasalarını göz ardı ederek, sadece politik irade ile ekonomiyi yönetmeye kalkıp, batırmaktı. Siz aya gitmeye fon ayırıyorsunuz ama halkınız, yiyecek domates, yıkanacak sabun bulamıyor! Bunu da içe kapanarak halletmeye kalkıyorsunuz! Ne olacak? Halkınız Doğu Almanya’da olduğu gibi, kaçacak! Rusya’da olduğu gibi, paralel bir yer altı pazarı oluşturacak. Sermayeye karşısınız ve güya yasakladınız ama karaborsada para sahibi olanlarınız, burjuvalaşamadığından, mafyalaşacak! Dönüp, politik sisteminizi de mafyalaştıracak… İnsanlar her yerde de iş bulabilsinler diye, Kursk’ta araba, Vladivostok’ta akü üretirseniz, akü gelene kadar elinizde kalan araba, daha piyasaya çıkmadan eskiyecek, müşteri bulamayacak! V.s. v.s.

Çöken, budur… Yoksa meraklısı bir göz atsın, Karl Marx’ın örneğin Ekonomi Politiğin Eleştirisi’ne Katkı isimli eserinde ortaya koyduğu ekonomik teorilerin hiçbiri, yalanlanmış değildir. Ne Ücret teorisi, ne Değer Teorisi, ne Artı-Değer Teorisi, ne de kapitalizmin doğasından gelen kaçınılmaz krizleri ile ilgili söyledikleri, yazdıkları… Aslında sosyalist teori, ekonomiyi değil de ekonomi politik’i yaygın olarak ele alır ve işler. Üretimde rol alan sınıfların, birbirleri arasındaki ilişkiyi ele alır ekonomi politik… Kapitalizm’in ekonomi politiği olduğu gibi, sosyalizmin de kendi ekonomi politiği vardır. O apayrı bir mesele ama bizim konuştuğumuz, adını koyarak söylemek gerekirse, kapitalizm koşullarında iktidara gelen bir sol partinin, nasıl bir ekonomi politikası izlemesi gerektiği… Bir örnek vermek gerekirse: Siz yer çekimi kanununu biliyorsunuz! O kanunu kullanarak, uçmanın mümkün olduğunu da biliyorsunuz. Yer çekimi kanunu var diye, uzaya çıkmanın mümkün olmadığını ileri sürmek başka bir şeydir. Onu bilip kullanarak, aya gitmekse bambaşka bir şeydir. Ve mümkündür…

Politika yapmak, bir tercihtir… Üretim süreci içinde, kimin çıkarlarını korumayı öne alıyorsunuz? Tercihiniz kimdir? Mesele budur…

Ancak, bana kalırsa bütün bu sistem tartışmalarının ötesinde, bizim tartışmamız gereken, “burada kendi kurallarını kendi oluşturan bir ‘Pazar’ var mıdır?” olmalıdır her şeyden önce…

Gerçek anlamda, bilimsel tarifte olduğu gibi bir işçi sınıfımızın olmadığı söylenir yıllardır! Bizim iş dünyamız özneleşebildi mi ki bir “Pazar”dan bahsedelim?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31