Kaç zamandır ellerimiz birbirimizin boğazını sıkarken    bir yandan da  o ellerle   kendi gözlerimizi çıkarıyoruz.   İç barışı çoktan unuttuk. 

Asıl umutsuzluk ise  bu debremin sonunda  daha güçlü bir Devlet yapılanmasını görebileceğimizin umudunun olmaması!  Yoksa   “varsın dalgalansın,  yeter ki salâhâ ulaşılsın”  diyerek teselli bulacaktık…

OYSA:  İşte Hristofyas’lı Güney Rum Yönetimi AB’ye dönem başkanı oluyor!  Her ne kadar bu “Başkanlık”  bazı AB çevrelerinde bile  olumsuz karşılanır mesela  Merkel’in Ekonomi Konsey’i başkanı Kurt Laouk,  “sosis stoklarının başına köpek getirildi”  diyerek  kızgınlığını yansıtıyor da olsa,  sonuçta Rum AB’ye Başkan oluyor. 

İşte tüm bunları düşünür,   deve kuşu gibi kuma soktuğumuz başımızla dünyaya kapanıp kendi kendimize ambargoların dik alâsını uygularken,    o haberi işittik. 

Mesela dünkü Halkın Sesi Gazetesi olayı manşetine  “AB’ye Hayaletli Mesaj”  olarak alıyor ve  KTTO’nın başı çektiği,  genelde Ticaret ve turizm merkezli  STÖ’den oluşan 350 kişinin katılımı ile Brüksel’de  “hayaletli”  eylem yapıldığını haber veriyordu…                  Bu eylemde izalosyanların kaldırılması istenirken,  Rum’un dönem başkanlığı protesto ediliyor,   Hayalet giysileri içindeki maskeli  eylemcilerimiz  “Kıbrıslı Türkleri görmezden geliyorsunuz”  sloganları ile  tam bir   “hak arama”  eylemi başarıyorlardı.    

VE DEDİK Kİ:   Keşke   bu eyleme  “Bu memleketin kendilerinin olduğunu”  söyleyen,  şimdilerde  “Sendikal Platform”  adıyla KKTC’yi  hallaç pamuğu gibi atan,  Lefkoşa’da grevsiz ve eylemsiz tek günlerinin olmadığı  “kesimler”  de katılsalardı.  Öğretmenler,  memurlar… 

Ve  AB’nin kalbi olan Brüksel’den tüm Kıbrıs Türk halkı olarak haykırsalardı.  “Bu memleket bizimdir.” 

Bu tip dünyasal  “eylem ve gösterilere”  çok ihtiyacımız vardı.  Gerçekleştiği için sevindik…

*****

POLİSİN SİVİLE BAĞLANMASI

Zaman zaman ateşleri yakılır,  ısıtılır ve  servise sokulur.  Şimdilerde her halde   “zamanıdır”  diye düşünmüş olacaklar,  gene başladılar:  “Polis sivil idareye bağlansın…”

Geçmişte çok yazdık,  tükürdüğümüzü yalayacak değiliz  dolayısıyle yine şöyle diyeceğiz: 

KKTC’de politize olmamış,  gelip giden iktidarlar elinde savrulup yozlaştırılmamış,  içine edilmemiş,  fıcırığı çıkartılmamış,  batırılmamış tek bir Devlet müessesesi yahut organını gösterin;   bayrak açıp  “polisi sivil otoriteye bağlayın”  diyerek yollarda Ayvaz gibi koşturmazsam  yuh olsun ervahıma!

SORUN DA BURADA ZATEN.  Şimdi bakın bakalım hâlâ kavgası sürdürülen ve artık Hükümetin de Belediye Başkanının da utancı olması gereken Lefkoşa Belediyesinin bu duruma düşmesinin nedir nedeni?  Partizanca istihdamlar,  şişirilmiş kadrolar,  borçlanmalar değil mi?

Şu Elektrik Kurumu,  Telekomünikasyon,  Koop-Süt,  KTHY ve ötesi tüm kuruluşlar ayni nedenlerle batmadılar mı?  Batıranlar gelip giden Hükümetler değiller mi?  Her Devlet müessesesini Partilerinin çiftliği gibi kullanmalarından kaynaklanmadı mı sorunlar?  Kendileri itiraf ediyorlar:  “Popülizmden dolayı yaşanmıyor mu bu ekonomik kaos?” 

Şimdi itiraf edin.  Aralarından sadece bir teki    o da sadece şu Polis müessesi sıyırmadı mı paçayı?  En azından  kol kırılır yen içinde kalır kabilinden yaşanan sorunlarını  ne sokağa döktü ne de kriz haline getirdi.  Artı kendi hiyarerşik kanunları  ile politize olmadan,  gelip giden iktidarların oyuncağı durumuna düşmeden  bugünlere kadar tek sağlıklı gelen   “Emniyet Güçleri”  değil midir? 

Şimdi  “sivile bağlamnması”  isteniyor!  İki günde  “ötekiler”  gibi fıcırığını çıkarıp siyasi iktidar erkinin emrinde yozlaştırılmayacağına inansak;  değil Emniyet Güçleri,  Asker bile  sivil yönetimlerin  helali olsun diyeceğiz!  

Fakat inanmadığımız için diyoruz ki müsaade edin de şu  “Polis”  olsun kurtulsun elinizden!   *****

 “POLİS MADALYONUNUN”  ÖTEKİ YÜZÜ

Öteden beri Anayasa’da değişiklik yapıp  Polisin  Sivil yani siyasi iradeye bağlanmasını ısrarla isteyen  “Kıbrıslılık”  serüvenini siyasi çözüm haline getirmeye çalışan kesimdir.     (Artık bu kesimi  “Sol” söylemleriyle tanımlamaktan  canımız  sıkılmaya başladı çünkü  o Sol’la   tırnak kadar yakınlığı  bulunmamaktadır!)

Bu kesimin bu konudaki  tek engeli ve de Güney’le de buluştuğu görüşü “Türk askerinin adadan  ayrılmasıdır. Yani askersizleştirme!”                                                       

Bir ara olayın üzerine  “vicdani ret”  tutumu ile gitmeye çalıştılar tutmadı! “Türkiye askerini istemeyiz”  dediler yine tutmadı!   Meselâ şimdilerde  Face Book’larda falan,  “ah vah çekerek  memleketim Türk askeri tarafından işgal edilmiştir,  limanlarım işgal altındadır”  falan diyerek göz yaşı döküp kaderlerine kahredenler vardır ama onlara  da ne aldıran vardır ne de  “kış” diyen!  

Geriye bir tek “Polis” kalıyor:  Eğer başarır da  Polisi dairedeki memur, okuldaki öğretmen,  hastanedeki doktor gibi kamu görevlisi esamesine düşürüp gelip gidecek Hükümetlerin emrine amade kılarlarsa;  ikinci aşamada da   “askere  hükmetme” olayını gündeme sokacaklar ki  zurnanın son deliği  orada  “zırt”  diyecek.  Adı zaten kondu:  “Askersizleştirme!”  (Tabi siz gene de Emniyet Güçlerini sivile bağlayın.  Eksiğimiz buydu,  “tam” oluruz!)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31