Vermek kolaydır.  Hele senin değilse.  Yok,  gene o malum fıkrayı anlatacak değiliz de soralım:   Sizler çok bilmiş,  okumuş yazmış,  leb demeden leblebi diyen,  bırakın artık demode olmuş   “Sol”u,  onu da aşıp     “globalizme”  yelken açan,  Lefkoşa’yı dünyanın odağı kendinizi de uğruna savaşan şövalyeleri  olarak gören,   Kuzey’e dönüp Türkiye’ye,  Kâbe’ye dönüp Müslümanlıkla Sünnilere tos atarken  çatlattığınız çatlak kafalarınıza karşın,  nasılsa ve hâlâ söz sahibi olduğunuzu sanmanın  rüyalarını görürken,  falan,  hadi söyleyin bakalım:

“Var mı bu dünyada kendilerine  bahşedilmiş topraklarda Devlet olma hakkı verildiği halde  “hayır biz devlet olmak istemiyoruz”  diyerek   vatanını ve egemenliği  satılığa çıkartan  bir halk?” 
Hadi ağzımızdaki baklayı çıkartalım ve yazalım:  “Sizden başka!”              

  **********

GENE BAŞLADINIZ:  Aynen Annan planı tartışmaları döneminde olduğu gibi.  Ki o dönemde de “Yeniden Birleşik Kıbrıs”  sloganlarında  debeleniyor ve AB’nin yurolarını cepledikçe coşup koşup,   “bizi AB’ye üye alacaklar”  diye milleti aldatıyordunuz.  Dolayısıyle Devletini savunan Denktaş’ı peringa balıkları gibi kemirip etkisiz hale getirdikten sonra,  Kuzey’i  Annan planı ile Rum’a teslim etmek için  “iktidar”  oluyordunuz?

Başardınız mı?  Size engel olacak ne Denktaş vardı ne  Devletine inanan insanlar.  Üstelik şimdilerde  “işgalci”  dediğiniz Türkiye de  Erdoğan’lı AKP ile birlikte destekleyicinizdi… 

Ne oldu ama?  Hristofyas’lı Rum peşinde koştuğunuz o birleşik Kıbrıs tasavvurunuzu  iğfal etmedi mi?   Gözünüzün içine baka baka  plana hayır demedi mi?   

VE EKLEYELİM.  Bugün de benzer bir sayfa açmaya çalışıyorsunuz.   Haklısınız.  Bu AB varken,  bu adaya yurolarını akıtırken daha çok böylesi  “sayfalar”  açılır.  Hazmı taam olsun diyelim!           

**********

“KIBRIS’TAKİ YUVAMIZ”

Elime yeni geçti, henüz okumaktayım size de okumanızı tavsiye ederim.    Kitabın adı  “Kıbrıs’taki Yuvamız.”   Yazarı Esme Scott-Stevenson.  Ankara’da Kıbrıs Türk Kültür Derneği tarafından  yayımlanmış. 

Kitap 1878’de  Girne’de Komiser olarak görev yapan üst rütbeli asker  kocasının yanına gelen  “Esme Scott adlı İngiliz kadınının “sevgili anneciğim”  diyerek başladığı  “hatırlarını”  içeriyor.  “Our Home In Cyprus” 

Türkiye üzerinden vapurla geldiği Larnaka’dan çıkışını,  kocasının kendisini karşıladıktan sonra   gece alaca karanlıkta atlar üstünde  yola koyulduklarını,  Lefkoşa’yı, oradan Girne’ye gidişlerini ve sonrasında Kıbrıs’ın hemen her tarafını gezip görürken aktardığı izlenimlerini tutun ki  “bir seyahatname”  tadında okuyorsunuz ki biz henüz daha kitabın başındayız… 
 Diyeceksiniz ki henüz okumaya başladığın kitabın nesinden söz edeceksin?

İŞTE ŞU ANLATIMDAN DOLAYI:  Nasılsa birileri bir gün kalkar ve der ki   “çözüm olacaksa  yeniden birleşik Kıbrıs statülü”  olmalı. Sanırsınız ki Kıbrıs’ta asırlardır Türk ve Rum halkları  “birleşik  statülerde  üstelik barış içinde yaşamışlar da 1974’de bazı güçler tarafından birbirlerinden kopartılarak iki ayrı bölgeye mahkûm edilmişler! 

Oysa olan ne?  Dört yüz yıl adada Osmanlı egemenliği var.  Rumlar onlarca isyan çıkarmışlar.  Karma köylerde Türk Rum kahvehanelerini bile birleştirmek mümkün olmamış. Mahalleler ayrı,  bayramlar ayrı,  camilerle kiliseler ayrı…  1878’de İngiliz adaya egemen olur ayni ayrılık bu kez beterince yaşanır…

Yani  “birleşik Kıbrıs”  falan yok!  1960’da  Kıbrıs Cumhuriyeti ile denemesi yapılır ama  bir buçuk yılda Makarios’lu Rum tarafından yıkılır!

GELELİM  DEDİKLERİMİZİN KANITINA:  Bakın  Esme Scott kitabında  ne diyor,  kısaca aktarıyorum.  “Kıbrıslılar için söylenecek çok şey vardır. Ne yazık ki doğru ve acaip olan gerçek Kıbrıstaki sivil ve askeri yetkililerin (İngilizlerin)   Rum toplumundan nefret etmeleridir…  Hiçbir zaman kişisel davranmayan ve taraf tutmayan kocam bile,  “Hiçbir zaman Rumlara güvenmemeliyiz,  bizden ve Türklerden hoşlanmıyorlar,  onları memnun edemezsiniz ve onlara güvenemezsiniz. İstediklerini elde etmek için her türlü entrika ve kurnazlığı yapmaktan çekinmezler”  demektedir.

Aslında kitabı karıştırırken hemen her bölümde bu teşhise”  rastladım.   Buna karşılık  “Türkler her zaman muti,  misafirperver,  yardımsever insanlar”  olarak tanıtılmakta…  Rum’lar karanlık ve ne yapacakları belli olmayan güvenilmez karakterler…    “Hele de diyor,  Rum ileri gelenlerine hiç güvenilmez…”

YENİDEN HATIRLATALIM:  Bunları 1878’de adaya ilk kez gelen bir İngiliz kadını  anlatıyor..  Sonrasını dedelerimizden,  babalarımızdan dinledikti.  Şimdi ise biz yaşıyoruz.  Buna  karşın  hâlâ gözlerimizin içine bakıp Türklerle Rumlar bu adada kardeş kardeş yaşadılar mı diyorsunuz?   Birleşik Kıbrıs’ı da ayırdıklarını  mı iddia ediyorsunuz?  Hadi kendi kendinize  lo lo loo çekiyorsunuz.   Bize de mi lo lo loo! 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31