Çözülemeyen Kıbrıs sorunu ile ilgili alınmış kararlara bir bakmak gerekir. Türkiye’nin 1974 yılında ki müdahalesi, yasal bir zemine dayanmaktadır. Kıbrıs adasının kuzeyi kesinlikle işgal altında değildir. Avrupa Konseyi’nin 29 Temmuz 1974 tarihli ve 573 sayılı kararı, gerekse de ATİNE Temyiz Mahkemesi’nin21 Mart 1979 Tarihinde aldığı 2658/79 kararı ile ispatlanmıştır.

Avrupa Konseyi 573 sayılı kararının 3. maddesinde; 

“... Adada diplomatik yollardan bir anlaşmaya varılamamasından dolayı, Türk Hükümeti 1960 Garanti Antlaşması’nın 4. maddesine göre müdahale hakkını kullandı” denmektedir. 

Atina Temyiz Mahkemesi ise kararında; 

“Türkiye’nin Zürih ve Londra Anlaşması çerçevesinde garantör devlet olarak Kıbrıs’a müdahalesi yasaldır. Asıl sorumlu, haklarında dava açılan Yunanlı Subaylardır” demektedir.

Bu kararlar olmasına rağmen hala daha adanın Kuzey tarafının işgal altında olduğu uluslararası kamuoyunda iddia edilmektedir. Müzakereler sürecinde, görüşmelerin ve teknik komitelerin birçok çeşidi denenmiştir. Fakat Rum tarafının uzlaşmaz tavrı maalesef değişmemiştir. 2004 Referandum sonrası ise AB tarafından adeta ödüllendirilmiş ve AB üyeliğine alınmıştır. BM Genel Sekreteri Kofi Annan, 28 Mayıs 2004’te Güvenlik Konseyine sunduğu raporunda, Planın Kıbrıslı Türkler tarafından%64,9 büyük bir çoğunlukla kabul edildiği ve Kıbrıslı Rumların %75,8 tarafından reddedildiğini belirmiştir. Buna ek olarak Kıbrıslı Rumların Planı değil her türlü anlaşmayı reddettiğini vurgulamış ve Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıslı Türklerin üzerinde ki ağır ambargolar ve izolasyonların kaldırılmasını gerektiğini içeren bir rapor sunmuştur. Fakat Rum ve Yunanlıların baskıları ile bu rapor onaylanmamıştır. AB ve BM’nin yanlı tutumu, uluslararası kamuoyunun Kıbrıs sorunu karşısındaki pasifliği ve müzakerelerde gelinen son nokta KKTC’nin müzakerelere masasında ki şartlarını değiştirmeyecektir. Ekonomik açıdan ezilen ve dünyadan soyutlanan bir halk olarak yaşamaya daha fazla mahkum edilemeyiz. Anavatan Türkiye’nin desteği ile KKTC devleti bekasını ve halkının refah seviyesini yükseltmek için atılımlar gerçekleştirmelidir. Avrupa’nın şımarık çocuğu kendisine yani bir oyun alanı bulmalıdır artık. Geçmişten bugüne kadar istikrarlı bir biçimde iki kesimli, iki halkın siyasi eşitliği, Kıbrıs Türk, Kıbrıs Rum Kurucu devletinin eşit statüsüne dayalı bir ortaklığın kurulması ve Türkiye’nin fiili garantisi tarafımızdan yinelenmiştir. Gelecekte evlatlarımızın geçmişte yaşanan acı tecrübelerde uzak kalabilmesi içi bu olmazsa olmazımızdır. Rum tarafının AB dönem başkanlığını üstlenecek olması ise düşündürücüdür. Önümüzde ki günlerde yaşanacaklar KKTC devleti ve halkının bugüne değin yaşadıklarını unutturmalıdır. Ana vatan Türkiye’nin içinde bulunduğu bir harita ile yola devam etmeli ve geleceğe sağlam adımlar ile ilerlemeliyiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31