Toplumsal bellek ya da toplum belleği konusunda, bu sütunda birçok yazı yazdım.

Bu konuda (geri adım atmayacağım) bir savım vardır.

Kim ne derse desin, nasıl isterse yorumlasın, bizim Kıbrıs Türkleri (ya da Kıbrıslı Türkler) olarak ayakta kalmamız için kendi dinamiklerimizle birlikte Türkiye dinamiklerini de yanımızda tutmamız gerekir.

Olası bir federasyonda bile bu durum değişmeyecektir; çünkü ortağımız, federal bir yapıda bile bizi eritme, ortaklığımızı erozyona uğratma çabasını sürdürecektir.

Belki silah kullanılmayacaktır ama ekonomik, kültürel, hukuksal, siyasal, diplomatik saldırıları hiç durmayacaktır.

AB’nin bizim için güvenlik şemsiyesi olacağı tam bir safsatadır; çünkü yukarıda saydığım alanların (ekonomi, kültür, hukuk, siyaset, diplomasi) tümü de AB’nin değerleri içinde zaten mübahtır.

Şunu demek istiyorum: Biz Türkiye ile birlikteliğimizi, dayanışmamızı sürdürmek zorundayız; başka seçeneğimiz yoktur.

Bunun anavatan - yavruvatan söylemi, gerçeği ya da hamasetle ilgisi yoktur.

Elbette ki 28 Ocak 2011 mitingi öncesinde ve sonrasında, bazı Türk yetkililerinin aşağılayıcı ve saldırgan söylem ve tutumları kabul edilemez.

Elbette ki nüfus yapımızda bir denge tutturmak zorundayız.

Elbette ki sorunlarımızı eşit düzeyde ele almamız gerekir.

Elbette ki karşılıklı çıkar dengesini korumak hakkımızdır.

Elbette ki bizim siyaset kurumumuzla Türkiye siyasal erki çatışabilirler, gerginlikler yaşanabilir, restleşme bile olabilir.

Karşılıklı olarak birbirimizi şiddetle eleştirebiliriz de!

Amma ve lâkin, Kıbrıs Türk halkı ile Türk Halkı’nı, yani o çok moda olan deyişle halkları bir birine kırdırmanın; karşılıklı güvensizlik yaratmanın; hele birbirine düşman etmenin anlam ve mantığı olamaz.

Bizi resmen ve fiilen bu adadan söküp atmak için nice melânetler sergileyenlerle ortak bir devlette barış içinde yaşamayı kabul ederken; Varoluş Mücadelemiz’deki tek destekçi ve bağlaşığımızla kanlı bıçaklı olmanın da anlam ve mantığı olamaz.

Toplumsal bellek ya da toplum belleği, bu noktada önemlidir.

Bir toplumun belleksizleşmesi, yokoluşa giden yolun açılması demektir.

Hâlâ daha Varoluş Savaşımı verdiğimize göre toplumsal belleği zaafa uğratmamak, temel hedeflerden biri olmalıdır diye düşünüyorum.

Sonuç olarak diyeceğim şudur:

Bir kazan kaynatılmaktadır ve ne yazık ki bilinçli ya da bilinçsiz olacak bu kazanın kaynatılmasına katkı yapanlar çoktur.

Bu gidiş, doğru bir gidiş değildir. Kıbrıs Türk Halkı bu gidişi tersine çevirmelidir.

Hem de bunu; hukukun üstünlüğü; insan hakları; çok partili, çok sesli, çoğulcu yapıdan ödün vermeden, tersine bu yapıyı güçlendirerek yapmalıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31