"Toplumsal varoluş" ifadesi eskiden de vardı siyasi
literatürümüzde...
Yeni bir şey değil yani...
Yeni olan şey şu:
Eskiden Rumlara karşı kullanılırdı bu ifade...
şimdi ise Türkiye'ye karşı kullanılıyor.
Varoluş yokoluştan kaynaklanıyor.
Yokolma tehlikesi yoksa varoluş da söz konusu
olmaz...
Kimsenin aklına bile gelmez hatta.
Hani bizden başka "toplumsal varoluş mitingi" yapan
mı var dünyada?
Bir ülkedeki bir azınlık topluluk feryadı bu...
Türkiye'de Kürtler...
İspanya'da Katalonlar...
İsrail'de Filistinliler...
Ve Ruanda'da Tutsiler gibi topluluklar haykırabilir
ancak bizim gibi bunu...
***
"Evimizin efendisi olalım" diyenlerin çığlığı da, bir
zamanlar beyazların yanında köle olarak çalışan Kunta-
Kinteleri hatırlatıyor.
Kunta-Kinteler de evlerinin efendisi olmak için
mücadele verdiler yıllarca...
Tarihsel bir destandır mücadeleleri...
Milyonlarca kurban verdiler evlerinin efendisi olana
kadar...
***
28 Ocak mitinginde açılan birkaç pankartla yeni bir
dönem başladı hayatımızda.
Kıbrıslırumlarla bizim aramızda gibi görülen Kıbrıs
sorunu, Türkiye ile Kıbrıslıtürkler arasındaki bir soruna
dönüştü.
Kaçınılmaz bir süreçtir bu aslında...
Ve eninde sonunda bir gün Türkiye ile hesaplaşmamız
gerekecekti...
Yokolma tehlikemiz Rumlardan gelmiyor şimdi...
Türkiye'den geliyor...
Türkiye ile bu hesaplaşmayı yapmadan Kıbrıs
sorunundaki taraflardan biri de olamayız zaten...
O görüşme masasında biz yokuz...
Türkiye var...
Daha önce de Türkiye vardı, şimdi de Türkiye var...
Masadaki öneriler bizim önerilerimiz değil...
Türkiye'nin önerileri...
Karşı tarafın herhangi bir önerisini reddederse
Türkiye reddeder, kabul ederse Türkiye kabul eder...
Bizim o masadaki liderimize bağlı olan bir şey yok.
Bu tiyatroya artık son vermek için de Türkiye ile
hesaplaşmamız şart...
***
Ancak bu hesaplaşmaya kesinlikle fırsat vermek
istemeyen ve bu düzeni sürdürmemiz için diretenler
var aramızda...
Bunun bir çıkmaz sokak olduğunu anlayamamışlar
hala...
Ya da anlamışlar belki, ama anlamak istemiyorlar...
ışte size iki lider mesela...
Mehmet Ali Talat...
Ve Mustafa Akıncı...
Talat yalakalığın, Akıncı da onurumuzun
sözcülüğünü yapıyor...
Mitingte taşınan "hastir" pankartını hazmedemiyor
Talat... Bu pankartın Türkiye ile Kıbrıslıtürklerin
arasını açtığını söylüyor ve pankart sahiplerinin
mahkemeye verilmesini talep ediyor Erdoğan gibi...
Marjinal gruplarmış bunlar ve aslında çok da
önemsenmemesi gerekirmiş...
Mustafa Akıncı ise tam tersini söylüyor bunun...
"Dua edin ki aramızda marjinal gruplar da var ve bu
ilerlemeyi sağlıyor" diyor...
Tarihteki devrimlere de her zaman marjinallerin
öncülük ettiğini bir tarih profesörü gibi anlatıyor
ekranda...
Akıncı Kıbrıslıtürklerin lideri olabilecek tek kişi
konumundadır toplumda...
Erdoğan'la Ankara'da görüştükten sonra kendisine
Lefkoşa'nın en mutena semtinde ofis tahsis edilen Talat
Eroğlu'nun bile çok gerisinde kalmış...
Ve şimdi de işi gücü Eroğlu'nu curnallamak
Ankara'ya...
Türkiye'ye karşı isyan ateşini Eroğlu yakmış güya...
Türkiye ile bozulan ilişkilerimizin baş sorumlusu
oymuş!...
Neden?
Çünkü ekonomik paket Türkiye'nin paketi diyormuş
ve halkı Türkiye'ye karşı tepkiye yönlendiriyormuş!
Yani "Ben olsam bu paketin Türkiye'nin paketi
olduğunu gizlerdim" diyor açıkça...
Solcu bilinen bir liderle sağcı bilinen bir lider
arasındaki farkı gördünüz mü?
Boşuna gayret ancak...
Ne Talat, ne de partisi Türkiye ile hesaplaşmamızı
engelleyemez...
Önümüzdeki mitingte bir değil, beşyüz 'hastir'
pankartı açılsa, Kıbrıslıtürklerin kaderi değişir...
Yapılması gereken de budur aslında...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31