Demokrasi her yerde ayni anlamı mı veriyor?

Elbette hayır.

Klasik bir düşünceyi seslendireceğim ama bana göre demokrasinin dini, dili, ırkı olmaz.

Demokrasi adama göre değişmez.

HABERTÜRK gazetesi yazarlarından, Sayın Fatih Altaylı 26 Haziran 2011 tarihinde “TEKE TEK” isimli köşesinde demokrasinin işleyişi ile ilgili çok ilginç bir olay anlatmıştı.

Olay Sayın Altaylı’nın Portofino kasabasında yaşayan bir dostunun başından geçmiş.

Portofino İtalya da Genova şehrine bağlı bir kasaba.

Genova’ya bağlı en büyük belediye. 

Sayın Altaylı’nın burada yaşayan dostunun bir teknesi vardır.

Teknesindeki işlere bakan bir de adamı.

Bu adamın karısı da ayni zamanda kocasının çalıştığı tekne sahibinin evinde ev işlerini yapar.

Gün gelir teknede çalışan adam belediye seçimlerine katılır ve kazanır.

Fakat belediye başkanı olan adamın hayatında çok bir değişiklik olmaz.

Her gün öğlene kadar belediye işlerini yapar.

Öğleden sonra da teknedeki işine devam eder.

Karısı da her zamanki gibi ev işlerinde çalışıp para kazanır.

Tabi ki bu olay sadece güzel bir örnek.

Hem de demokrasinin böylesi de varmış dedirten cinsten.

Yani seçimle bir göreve gelmek, bir sorumluluk almak insanları değiştirmemeli.

Aksine, üstlenilen sorumluluğu layıkıyla yerine getirmek amaç olmalı.

Bir şekilde seçimden galip çıkmak ve bir sonraki seçimi nasıl kazanırım diye bir anlayışla politika üretmek, sadece zaman kaybıdır.

Bu zaman kaybı, hem ülkenin hem de ülke insanının geleceğini ipotek altına alır.

Demokrasi değişimdir, değişmedir, değiştirmedir.

Bir görev halk tarafından verilir.

Bu görev yine halkın takdiri ile bir başka zamanda bir başka birine devredilebilir. 

Peki, böyle bir anlayış Kıbrıs’ın kuzeyinde mümkün mü?

Zor.

Çok zor.

Daha fazla iktidar, daha fazla güç. 

Daha fazla yandaş, daha fazla menfaat.

Ve çürümüş, kokuşmuş, her yere bulaşmış bir sistem.

Siyasi mekanizmanın etkisi altında olan kamu sektörü her dönem herkes tarafından seslendirmesine rağmen bir şekilde bir düzene girmiyor.

Mutlaka ki bu durum bir genelleme değildir.

Fakat ortaya atılan iddialar dile getirilen bazı söylemler insanı hayretler içerisinde bırakıyor.

Rüşvet aldığı söylenen bir müdürden tutunda zaman zaman gündemimize gelen “Görevi kötüye kullanma” olayları yaşanabiliyor.

Peki, siyasetin içinde olduğu bu tür olaylar nasıl izah edilebilir.

Mesela geçtiğimiz günlerde bir işadamı daha önceki hükümet döneminde koalisyon ortaklarından biri tarafından kendisinden rüşvet istendiğini söylüyor.

Yine başka bir sektörden bazı isimler bir milletvekilinin bir başka partiye geçmesi için gerekli maddi karşılığı kendilerinin karşıladığını ortaya atıyor.

Nedir bu olaylar?

Bunlar buzdağının görünen kısımları mı?

Bu memlekette kirlilik bu düzeyde mi?

Konumu dağıtmadan demokrasinin işleyişiyle bağdaştırılan Türkiye’deki komutan istifalarına gelmek istiyorum.

Öncelikle asker hep söylendiği gibi kışlasında kalmalıdır.

Bu görüş elbette günümüzün en önemli olmazsa olmazıdır.

Asker ve sivil yönetim bir birinden ayrı düşünülemez.

Erk tabi ki halk iradesini yansıtan sivil otorite de olmalı.

Bir ülkede iki ayrı karar mekanizması düşünülemez.

Ortak karar alınması gerekli noktalarda ortaklık kaçınılmaz.

Türkiye askeri darbelerden çok acılar çekti.

Farklı düşünen birçok insanın yanında hiçbir suçu olmayan birçok sivil insan hayatını kaybetti.

Birçok insan yıllarca hapislerde kaldı.

Türkiye’nin yönetildiği Anayasa hala daha o günlerin izlerini taşıyor.

Son günlerde artan terör olayları, Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu onlarca kişinin “Ergenekon” ve “Balyoz” adları verilen soruşturma süreçlerinde gözaltına alınması, bu gözaltıların bir türlü sonlanıp sonuçlanamaması, Türkiye de hükümet ve askeri kanat arasında görüş ayrılığı ortaya çıkardı.

Sonuçta Genel Kurmay Başkanı Org. Işık Koşaner ve bazı kuvvet komutanları görevlerinden istifa ettiler.

Bana göre bu durum normal karşılanmalı.

Bir görevi ircaa eden kişilerin en doğal hakkı ayni zamanda görevden çekilmektir.

Bunun yanında az önce söylediğim soruşturmalar kapsamında birçok insanın yargı kararı olmadan tutuklanması ve ortaya hala daha bir sonuç çıkmaması da oldukça düşündürücü.

Askeri kanattan hele de en üst seviyeden gelen bu tepki hafife alınacak bir durum değil.

Türk Silahlı Kuvvetleri Türkiye de her daim bizzat halk tarafından en güvenilir kurum seçiliyor.

Bu noktada Sayın Koşaner’in yaptığı veda konuşmasında söylediği bazı cümleler de oldukça manidardır. 

Son zamanlarda basın yolu da kullanılarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir suç örgütü gibi gösterilip yıpratıldığını savunan Sayın Koşaner’in bu cümleleri son nokta oldu “

Bu durumun önlenememesi ve yetkili makamlar nezdinde yapılan girişimlerin dikkate alınmaması Genelkurmay Başkan olarak personelimin hak ve hukukunu koruma sorumluluğumu yerine getirmeme engel olduğundan, işgal ettiğim bu yüce makamda göreve devam etme imkânını ortadan kaldırmıştır”. 

Evet, demokrasi her yerde herkes için ayni olmalı. 

Demokrasinin kılıcı “Yargı” herkesin için eşit ve adil çalışmalı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31