Günler öyle bir hızla geçiyor ki insan, bazen ayaklarının birbirine dolandığını hissediyor…  

Örneğin, Salı günleri tv programımın çekimi var… 

Çarşamba’ları ise hem günlük yazımı ve hem de hafta sonu dergi yazısını yazıp, gönderiyorum. 

İyi ama günün Çarşamba olduğu akşam üzeri aklınıza gelirse ne olacak? 

Evet… 

Dün başıma böyle bir şey geldi… 

Akşam üzeri evde oturmuş, yeni aldığım kitapları keyifle okumaya girişmiştim ki birden aklıma takıldı: 

“Ben bugün yazımı attım mı?” 

Çünkü bazı gün sabahın köründe atarım, bazı gün ise akşamüzeri! Atmış mıyım? 

Çare yok! 

Gazeteyi arayıp, sordum… 

Gülmeyin! 

Atmamışım…

Bazen, yazılarımı, kitaplarımı okuyanlar, ya da bir tv programında esip gürlerken beni izleyenler, karşılaştığımız zaman, “bu kadar şeyi, aklında nasıl tutuyorsun?” diye sorarlar! 

Mohaç Savaşı’nın, Küçük Kaynarca Andlaşması’nın, Tanzimat veya Islahat Fermanları’nın ya da Westfalya Barışı’nın tarihleri aklımda durur ama örneğin kendi arabamın plâka numarasını unuttuğum, çok olur… 

Hanımların çok önem verdiği özel tarihler de hiç aklımda kalmaz örneğin… 

Bu konuda yemediğim sılgıç kalmadı ama beceremiyorum işte…  

Oysa, Semptom’dan Teşhise’deki hipertansiyon, ödem,  atrial fibrilasyon nedenleri,gibi konular, madde madde, kırık senedir ezbere aklımda!

Bu ne iştir arkadaş? 

Biliyorsunuzdur, bunamanın belirtisi, eskileri olduğu gibi hatırlama ama yeni olayları unutmadır! 

Bizim Lefke’de o hale düşmeden ölen de pek yok ama seksenlerine doğru! 

Bizde erken…

Belki bazıları maraz edecekler ama değil… 

Allaha şükür daha o hale gelmedik de ya yoğunluk alıyor aklımızı başımızdan. 

Örneğin yayınevi bir kitap daha sipariş etti…   

Çok eski bir kitabımın ikinci baskısı…  

Daha birini bitirmeye çalışıyorum oysa, şimdi bir de eski kitabı yeni baskıya hazırlama… 

En az üç tane de tezgâhta, ellenmeyi bekliyor… 

Veya;  ki sanırım asıl doğrusu budur: İnsan beyninin kapasitesi, aşağı yukarı eşittir… 

Onu neyle doldurduğunuza bakar… 

Hayatım boyunca, araba plâkalarını, telefon numaralarını, hiç aklımda tutmadım meselâ… 

Hard disk gibi, dolunca, başka tarafı “delete” ediyor mübarek! 

Boşluk da bırakmamız lâzım galiba! 

Bilgisayar gibi “defragmente” edemiyorsun ki! 

Doldur doldur, ansızın “tilt” oluyor işte… 

Sabah yaptığınızı, akşam unutuveriyorsunuz…

Yoksa diyorum, olmaya ki bu kadar lâfı boşuna ediyorum! 

Dün sabah, dişçimle randevum vardı! 

Kendim Operatör doktorum ama dişçiden korkarım ben… 

Delikanlılığımızda, bizim Lefke’de uzun yıllar diş hekimi yoktu… 

En sonunda gelen de dişi ayakçalı bir ariya  ile oyar, o sanatını icra ederken, ağzınızdan yanık kokuları yükselirdi… 

O zamandan kalmadır herhalde…

Dt. Hakan Kuntay’dan korkumdandır bu akıl karışıklığı, kesin… 

Ben de boşuna kendimi suçluyorum…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31