Bir fotoğraf insanı nerelere götürüyor.

Az önce facebook’ta ortaokul arkadaşlarımın yer aldığı fotoğrafı gördüm.

Karışık duygular içindeyim.

Acaba yazmasam mı?

Yaşlanmış mıyım? Her neyse…

Zaman çok acımasız ve hızlı ilerliyor, geriye yaptıklarınız ve yapamadıklarınız kalıyor. Ben şu hızlı ve acımasız geçen 35 yılda birçok şeyi yapamadım… Ama yaptıklarımdan çok memnunum.

Sanırım insanı hayata bağlayan en değerli özelliği, kendi kendine telkin yapabilmesi ve her zaman umudu olması… Bana göre umut edebilmek en değerli özelliğimiz…

Ülkemizde yaşama sabrımızın da en temel unsuru sanırım yine “her şey düzelecek” umudumuzla alakalı… Aslında bu sözlerle hem kendi kendimize telkin yapıyoruz, hem de umudumuzu kaybetmiyoruz.

Oysa işin özüne indiğimizde yaşanabilecek en güzel ülkelerden birinde yaşadığımızı fark etmememiz imkansız!

Ne var ki, kötü yönetiliyor olmamız, bizi mutsuz kılıyor, ülkemizin güzelliklerinden uzaklaştırıyor ve hatta yabancılaştırıyor.

Mutsuz olmak için onlarca neden bulabiliyoruz kendimize…

Ve maalesef bu sürecin sonu bizi bu ülkeyi terk etmeye itiyor…

Hep bir gitmek var aklımızda, buralardan uzaklaşmak…

Hazır konu buraya gelmişken Can Yücel ustaya sözü bırakmakta fayda var…

Bakın Can Yücel ‘gitmeyi’ nasıl anlatıyor:

“Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...

Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.

Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.

"Otur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.

Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?

"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
Kendi imalatımız küfeler.

Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.

Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.
Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.

Ne mümkün.

Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamalı.

Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma...
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.

Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,
Ama olsun... İstemek de güzel.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31