Bireylerin mal ve hizmet ihtiyacını karşılamak için oluşturulan hizmet politikaları ile toplumsal/kamusal ihtiyaçları karşılamak için oluşturulan hizmet politikaları farklı noktalardan temellendirilmelidir. Bu fark, son dönemlerde ciddi şekilde göz ardı edilmektedir.

Oysa anayasamız ile uyumlu ve etik bir anlayışla sunulan kamusal hizmetlerin toplumsal gelişime sağlayacağı katkıları planlayarak hızlı adımlarla gelişimi garantileyebileceğimiz gerçeği dünyadaki birçok örnek ile ispatlanabilen bir olgudur.

Unutmamalıyız ki, toplumsal ihtiyaçlar ve kişisel ihtiyaçlar arasındaki farkın kavranabildiği gün, siyasetimizin içine yerleşmiş olan palavralar, safsatalar, yalanlar ve menfaat ilişkileri de sona erecektir. Bizlerin haksızlığa uğruyor olmaktan dolayı devlete duyduğumuz öfkemiz, kızgınlıklarımız da bitecektir!

Devlete ve devleti geçici olarak yönetenlere öfkeliyiz diye devletin memuruna;

Devlete ve devleti geçici olarak yönetenlere kırgınız diye devletin malına;

Devlete ve devleti geçici olarak yönetenlere tepki koyamıyoruz diye devlet ile iş yapan herkese ve her şeye;

Devleti ve devleti geçici olarak yönetenleri durduramıyoruz diye kendi yönetmemiz gerekenlere yönelik kırgınlığımızı ortadan kaldırabilmemiz için, daha geniş bir perspektiften bakabilmek şart. Bu anlamda bireysel-kamusal farkını göz ardı etmeksizin beklentilerimizi dile getirebilmemiz de ön koşuldur. İşte tam da bu nedenle devleti ele geçirerek, adeta mutlak hâkimiyetini ilan edenlere, toplumsal ve kişisel menfaatleri birbirine karıştıranlara verilecek dersleri hesaplayabilmemiz gerekiyor.

Bir kere, anayasadan da aldığımız gücün bilinci ile açık açık söyleyebiliriz ki, bireysel olarak talep ettiğimiz mal ve hizmet ile toplumsal olarak talep ettiğimiz mal ve hizmet arasında önemli farklılıklar vardır: Bireysel ihtiyaçlarımızı karşılarken kendimizin o mala veya hizmete ilişkin talebimiz önemli rol oynar. Oysa “toplumsal” ihtiyaçlar tespit edilirken kamu makamları ön plana çıkar. Kamu makamlarının ön plana çıkması, o ihtiyacın artık siyasal bir niteliğe bürünmesine sebep olur. Böylece, girişimciler, bireysel taleplerin karşılanmasında üstlendikleri görev esnasında izledikleri politika ile kamusal talepleri karşılamakta izledikleri politika arasındaki farkı kavramalıdırlar.

Kuzey Kıbrıs’ta, ne yazık ki bireysel ihtiyaçları karşılamak ile kamusal ihtiyaçları karşılamak arasında, mal ve hizmet sunumu ile gelir ve kâr politikaları arasında hiçbir fark bırakılmamıştır.

Yerelden merkezi yönetime kadar, halka sunulan hizmetin kamusal hizmet olduğu unutulmakta, bireysel ihtiyaçlar kapsamında değerlendirilerek, aynı bedeller üzerinden halka sunulmaktadır. Aynı bedele karşılık çoğu zaman sunum biçimi ve kalitesinin düşüklüğünden dolayı da cazibesi kaybettirilmekte, bu nedenle bireylerin kamusal ihtiyaçlarını dahi, bireysel nitelikli olarak görmesine neden olarak, hem kişilerin hem de toplumun maddi ve manevi kayıplara uğramasına sebep olmaktadır.

***

Toplum ihtiyaçları kamu yararı gözetilerek üretilir. Bu nedenle esas amaç toplumdaki kişilerin elde edecekleri faydadır. Oysa bizim buralarda, gerek devletin fakirliği, gerek devlet yönetimindeki kişilerin hırs ve çıkar arayışları nedeniyle, icraat esnasında ‘kâr’ı ana amaç haline dönüştürülmektedir. Bu durum toplumun da, devletin de zarar görmesine neden olmaktadır.

Kamusal hizmetler ile bireysel hizmetler arasında çok önemli bir fark mevcuttur. Kamusal hizmeti piyasaya sürdüğünüzde bundan faydalanmak tercihe dayalı sayılmaz. Oysa bireysel ihtiyaçlarda kimse piyasaya arz edilen mal ve hizmetleri satın alma mecburiyetinde değildir. Hiç kimse, hiçbir kurum kamu hizmeti sunarken, bir kamusal mal üretildiğinde ondan kimseyi dışlayamaz. İster bu hizmeti alsın, ister almasın diyemez. Örneğin çevre temizliği hizmeti verilirken bir kimse vergi ödemediği için onu pis bir çevreye maruz bırakmak olanaksızdır.  Mesela eğitim hizmeti sağlanırken bir kişinin eğitim giderlerini karşılayabilecek ekonomik gücü bulunmadığı için onu eğitimden mahrum bırakmak mümkün değildir. Devletin görevi olarak bilinen her türlü hizmet için bu örnekler artırılabilir.

Dikkatle inceleyin bakalım! Kişisel ihtiyaçlarda mal ve hizmetlerin miktarını kişinin gelir düzeyi belirler. Ancak kamu hizmetlerinden yararlanmada durum öyle değildir. Yani bir kişi daha çok vergi verdiği için kamu hizmetlerinden daha çok faydalanamaz. Böyle bir talepte bulunamaz. Özel muameleye maruz kalamaz! Oysa genellikle daha çok vergi verebilecek kapasiteye sahip bireyler ile devletimizi yönetmekte olan kişiler arasındaki ilişki ve iletişim biçimlerini ve onlara kamusal ve bireysel hizmetler bağlamında devlet olarak sağlanan hizmetleri düşündüğümüzde, bu noktada çok karmaşık bir konumda olduğumuzu söyleyebiliriz.

Ayrıca, bireysel ihtiyaçları karşılayan mal ve hizmetlerdeki çeşitlilik kişilerin zevkleri ve gelir düzeylerine göre artabilir. Fakat toplumsal ihtiyaçlarda kişilerin gelirleri ve zevkleri sunulan hizmetlerde ayrım sebebi olamaz. Kamu hizmetinden herkes aynı biçim ve ölçüde yararlanır/yararlanmalıdır.

Sonuç yerine: Kişisel ihtiyaçları için toplumun yararına yönelik oluşturulmuş siyasi örgütlenmelerin devlet ile ilişkisini(mesela belediye başkanlığını, mesela iktidar partisini veya iktidar partisinin ileri gelenlerini) kullanan bireylerin sayısındaki fazlalık ve artışın ifade ettiği anlamı tercüme etmek zor değildir.

O anlam: “Devlette ve toplumda büyük haksızlıklar ve yolsuzluklar bulunmaktadır”.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31