Gelin hep beraber biraz nostalji yapalım...

Eminim geçmişte anneleriniz her “yıldız” kaydığında sizlere, “bir dilek tut oğlum ya da kızım” demiştir...

Ve sizlerde büyük bir heycanla dilek tutmuşsunuzdur...

Hatta hava her karardığında ve sizin ulaşmak istediğiniz hayalleriniz olduğunda gözünüzü “acaba kayan bir yıldız görür müyüm” diye gökyüzüne çevirmişsinizdir...

Peki, “yıldızlar kaydığında insanlar neden dilek tutar” diye hiç kendinize sordunuz mu?

İnanır mısınız bu konu aklıma dün geldi ve kendi kendime “demek ki ‘yıldız’ kayması olumlu bir şey olmalı” dedim...

Çünkü her kayan yıldızın ardından en güzel dileklerimizi tutuyoruz ve o kayan yıldızın ardında tutuğumuz bu dileklerin gerçekleşmesini bekliyoruz...

Bir Kıbrıslı olarak benim de hayallerim var...

Mesela lağım kokan değil yasemin kokan bir Lefkoşa hayal ediyorum...

Sineklerin ve böceklerin istilasına uğramamış bir kent istiyorum...

Şehrin kültürüne ve dokusuna saygı gösteren bir yönetimi tercih ediyorum...

Yolları düzgün, çevresi temiz, çalışanı ve insanı mutlu, toplu taşımacılığı gelişmiş, çocukları sağlıklı ortamda büyüyen, yağan her yağmurda yolları göl olmayan ve halkın ödediği paralarla kendilerine saltanat kuranları yargılayan bir sistemi savunuyorum...

Ben Kıbrıs’ın başkentinin Kıbrıs gibi kokmasını ve Kıbrıs gibi haykırmasını talep ediyorum...

Tüm bunların hayata geçebilmesi için “yıldız” kayacaksa kaysın...

Çünkü ben dileklerimi çok önceden tuttum...

Ve şüphesiz bu defa toplumun genelinin de aynı dileği tuttuğunu biliyorum...

Bu defa ortam çok farklı...

Tıpkı yıllar önce güçlünün değil doğrunun kazandığı hava var Lefkoşa’da...

Sokaklar, her kesimden insanlar ve haksızlığa uğrayanlar tek bir ağızdan “Harmancı gelecek” diye haykırıyorlar...

Geleceği onunla görüyorlar...

Lefkoşa’nın onunla gelişeceğine inanıyorlar...

Ve bu yolda zafere doğru ilerliyorlar...

Kim ne derse desin!..

Kim ne isterse söylesin!..

Bizler geçmişte “güneşin” altında fazla kalınmaması gerektiğini çok büyük acılar çekerek öğrendik...

Ve her kayan yıldızın ardından tuttuğumuz dileklerle bugünlere geldik...

Şimdi artık söz sırası bizlerde...

Kişilere takılmadan...

Partilere aldanmadan...

Verilen sahte vaatlere kanmadan bir seçim yapmamız gerekiyor...

Benim önceliğim Lefkoşa...

Tıpkı Mağusalı’nın önceliğinin Mağusa, Girneli’nin ise Girne olduğu gibi...

Adaylarımızın hepsi birbirinden değerli...

Ancak iki tanesinin de partisi belli...

Yani geçmişi kirli...

Benim Lefkoşa’da soluduğum hava sokakların ağlayan duvarlarıyla Mehmet Harmancı’yı çağırdığıdır...

Seçimin gizli favorisi Harmancı’dır...

Ve onu gizli favori konumuna getiren ise yalanlardan usanan Lefkoşa halkıdır...

Genç...

Dinamik...

Dürüst...

Temiz...

Ve vizyonu geniş...

Üstelik yüreğinde Akıncı’nın ruhunu taşıyor...

Yıllar önce Mustafa Akıncı maddi olarak kendinden çok daha fazla güçlü rakiplerine karşı , “onların anlamadıkları bir şey var, gelin hep birlikte söyleyelim, Akıncı yalnız değildir, Akıncı halkın adamdır” demişti...

Ve halkın desteği ile Lefkoşa’ya en güzel günlerini yaşatmıştı...

Şimdi ise Harmancı, “sen söyle Lefkoşa” diyor...

Yani Lefkoşalı’ya, “yeni bir Akıncı dönemine hazır mısın” diye soruyor...

Cevabı artık 29 Haziran günü sandıklardan çıkacak...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31