Çağdaş bir devlet ve o devlette “iktidar eyleyenler”, yönetsel tasarrufun kendi kontrollerinde olduğu bir KİT ya da yarı-devlet kuruluşu iflas etti diye, tüm suçu orada çalışanların üzerine atıp onları cezalandıramaz.

Sayın Başbakan uzun bir süredir, işsiz ve aşsız bırakılan insanları “terör yapmakla”, KTHY’nın batmasına yol açmakla suçlayarak ve bundan dolayı adeta içinde bulundukları durumu “hak ettikleri” imajını vermeye çalışarak, bence talihsiz bir açıklama yapmıştır.

KTHY çalışanlarının koskoca şirketi sistematik bir şekilde batırmaları olanak dışıdır. Neticede kendi ekmek kapılarıdır.

Ve bu şirket, yıllardır siyasi iktidarların partizan yönetici tayini ve arpalığı olarak kullanılan, “yönetim erkinin” de - kim ne derse desin - yine hükümetlerin kontrolünde olduğu bir kuruluştur.

Öncelikle şu soruları sormak gerekmektedir:

- Mademki KTHY’nı, “çalışanların batırdığı” suçlamasında bulunuyorsunuz, bu kuruluşun Yönetim Kurulu, üst düzey bürokrat ve müdürlerinin elleri bu süreçte “hamur mu ovcalıyordu” ki, tüm bunlar olurken hiç ses çıkarmadılar?

- KTHY’nı kimse denetlemiyor muydu veya gerçekten denetliyorsaydı, neden “çalışanların burayı batırmalarına” göz yumuldu?

- Siyasi iktidarların elleri de mi o zamanlar “hamur ovcalıyordu” ki, ancak KTHY battıktan sonra “çalışanlar batırdı” suçlamasıyla şimdi adeta “yargısız infazla” onlara aç ve işsiz bırakma cezası verilmektedir?

- KTHY’nı yıllarca partizan istihdam alanı olarak kullananlar sıradan çalışanlar mıdır, yoksa oradaki yönetim kademelerini belirleyenler mi?

- Velevki KTHY’nı “sistematik biçimde çalışanlar batırdı”. Peki, oraya yönetim kurulu veya yönetici bürokrat olarak getirilenler oradaki çalışanlardan da sorumlu değiller miydi? Esas onlardan hesap sormak, onların dosyalarını açmak ve Başbakanlık Denetleme Kurulu’nu bu yönde harekete geçirmek gerekmiyor mu şimdi?

Yoksa KTHY’nı siyasi iktidarların arpalığı, partizan istihdam sözlerinin odağı yapanlar da mı KTHY çalışanlarıydı?

Geçin bunları… Eğer yıllarca KTHY’nın başında partizan istihdamlara manivela olmak yerine “dur” diyecek yöneticiler olsaydı… KTHY yönetim kurulları seçim kampanyalarının bedeli olan atamalarla doldurulmamış olsaydı… Ve önüne gelen KTHY’nı avanta ve vurgun kapısı olarak görüp, siyasi iktidarlardan “ricayla” oralara atanmamış olsalardı…

Çalışanlar “ne kadar kötü niyetli olurlarsa olsunlar” bu şirketi batıramazlardı.

Ve yine diyelim ki, siyasi iktidarlarla onların tasarrufu olarak atanan yöneticilerin şirketin batmasında – ki olacak şey değil - hiçbir suçları yok…

Yani tüm suçlunun bugün aç, işsiz ve dayanma sınırının sonuna gelmiş çalışanlar olduğunu varsayalım… Bir devlet, bir KİT’in batmasında sorumlulukları ne olursa olsun, bir kesim insanına karşı bu kadar acımasız bir savaş açabilir mi?

Siz batırdınız, çekin cezanızı” zihniyetiyle bakabilir mi o vatandaşlarına? Topyekûn cezalandırma yaklaşımı sergileyebilir mi?

Bunu, çağdaş bir yönetim aygıtı olan devletler değil, ancak ve ancak derebeyliklerle aşiret ağalıkları yapar.

Bu sene bu tarlalar verimsiz gitti, kimler ektiyse, hepsini aç bırakıyorum” diyebilir feodal aşiret ağaları…

Ancak çağdaş ve sosyal hukuk devleti iddiasındaki devletler, bir kesim vatandaşını, yönetici olmadıklarından dolayı hiç suçları olmadığı bir şirket iflasından tek başlarına sorumlu tutup işsiz ve aşsız bırakarak intikam almaz…

Devletler kendi vatandaşlarına karşı intikamcı olamaz. Çağdaş vatandaş-devlet ilişkisinde güçlü olan devlet, vatandaşından intikam almak yerine, yaraların şefkatle sarılmasına öncülük eder, daha fazla yara açılmasına, ya da yaraların kangren olmasına değil…

Yine aynı konsept içerisinde haklarının gasbedildiğine inanan vatandaşlar, gerek örgütlü, gerekse örgütsüz bir şekilde o haklar için hükümetlerle, devletlerle mücadele edebilir.

Ve fakat devletler, ister bireysel düzeyde, isterse mağdur bir kitleyi oluşturan vatandaşlarıyla ölümüne kavga etmez.

Bilakis, daha çok siyasi iktidarların partizan uygulama ve hatalarının sonucunda ortaya çıkan bu tür şirketlerin iflası noktasında en erken zamanda yaraları sarmaya çalışır, “çalışanlarda hata olsa bile” bağışlayıcı olurlar.

Ama burası KKTC işte… Hiçbir uluslararası hukuk normuna uyma “mükellefiyeti olmayan” bir siyasi rejim var burada… Sonuç da, dünyanın uluslararası hukuk mükellefiyeti olan diğer ülkelerinden elbette bu kadar farklı olacak… Maalesef…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31