Hemingway’in ünlü romanının adıdır, Çanlar Kimin İçin Çalıyor? İspanya iç savaşından bir hikâyenin anlatıldığı romanın ilk sayfasında yazar, “aslında çanların tüm insanlık için çalmakta” olduğunu yazar. Nitekim kısa bir süre sonra gelen 2. Dünya Savaşı, Hemingway’i haklı çıkarır.

Son zamanlarda rakamlara bakmadım… Ama çok fazla değişeceğini sanmam… Bizim hükümette olduğumuz dönemde, toplam ihracatımız 60 milyon, toplam ithalatımız ise 1.2 milyar dolar dolaylarındaydı. Bu da ayrı bir yazı konusu olmalı ama sonra… Aradaki açığı, ekonomimize toplam katkısı 800 milyon dolar olan, üniversite sektörünün, çok büyük katkısı ile kapatıyorduk. Benim üniversitelere “takmış” olmamın sebebi de buydu… Bu sektör batarsa, bu “dükkân” kapanır! Kalitenin artırılması, Bologna Süreci’ne dahil olup, uluslar arası standartizasyona dahil olunması v.s. gibi kavgaları, bunun için sürdürüyorum… Kimsenin ekmeğinde gözüm olduğundan değil… 

Her statüko, kendi kadrosunu ve kurallara silsilesini yaratır. Biz genellikle, bu “ambargolar” dediğimiz meseleden sanıldığı gibi çok şikâyetçi değiliz, bence… Çünkü “rekabetsizlik” bizim bir kısmımızın işine geliyor. Denetlenebilir olmamaya, bir kısmımız bayılıyor. Üniversite anlayışımız da o ortamda gelişti. Denetlenebilir değildik, bir! Ve dünya ile rekabet gibi bir kaygımız yoktu, iki! Aslında bu durum, bir avantaja da çevrilebilir ve o koşullarda, akademik düzeyi çok yüksek bir düzen tutturabilirdik. Yıllar önce çıkardığım o gürültü ile de bunu anlatmaya çalışmıştım: Hazır şimdi sırtımızda yumurta çuvalı yokken, bir gün mutlaka karşımıza çıkacak olan rekabet koşullarında da güçlü olabilecek bir akademi yaratalım, çünkü rekabete dayanamazsak, yalnız o sektör değil, ülke batar…

Dünya ile hâlâ rekabet sorunumuz yok! Ama Türkiye’de üniversite sektöründeki gelişmeler, bizi etkiliyor. Durumu, bavul ticareti ile servetler kazanırken, Türkiye’de ithalatın serbest bırakılması ile can çekişmeye başlayan ticaret’imizi hatırlatacak kadar rahatsız edici buluyorum. Türkiye’de üniversite kontenjanları, açıklandı. Önümüzdeki yıl, Açık Öğretim hariç, 937 bin üniversite kontenjanı açıklandı! Bu, milyonun üzerinde öğrenci alınacağı anlamına gelir… Devlet üniversiteleri, %22, vakıf üniversiteleri %13 kontenjan arttırmışlar. Bizim asıl “Pazar” olarak kabul ettiğimiz alan, vakıf üniversiteleridir ki geçen yıl, devlet üniversitelerine 671bin, bunlara ise 84bin öğrenci kaydolmuş.

Asıl dikkati çekmek istediğimse, üniversiteler 937bin kontenjan açıkladı ama bu yıl üniversiteye girmek için sınava (LYS) giren öğrenci sayısı, 871 bin! ? Abbas Güçlü, “ Bazı vakıf üniversiteleri batar, bazıları da el değiştirir” diyor, bu durum karşısında…

Çaresiz kaldığı için size gelen öğrenci ile yetinmek yerine, sizi “tercih” ederek, gelen öğrenci profili, bunun için önemliydi… Bu da uluslar arası alanda rekabet gücü olan kurumlarla mümkündü…

Şimdi, Türkiye’nin kendi üniversitelerinde 100 binin üzerinde kontenjan boş kalacak… Acaba, bunun bize yansıması nasıl olur?

Çanlar, kimin için çalıyor? Hepimiz için… Gözünüzü açıp, canınızı uyandırın…

Mugalâta ile zaman geçirmenin vakti, geçti…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31