Çareleri tüketmeden yeni çareler aramanın ne kadar doğru olduğunu bilemiyoruz.  Çünkü bu arayış sıradan insan için anlam ifade etmez.  Mesela  çaresiz insana neden önce çarelerini tüket densin ki!

KKTC için geçerli olmalıdır ama.   Çünkü siyasi sorunla sarmalıdır!  Çözümsüzdür!  Tanınmamaktadır!  Ambargolar altındadır!  Günü geldiğinde iki para etmez Annan planları ile Rum’a yamalanacak kadar enten püftendir!  Ankara para akıtmasa,  yardımlarını esirgese bir gün bile ayakta duracak takatı yoktur! 

Yani çaresizdir!  Dolayısıyle 1963’lerden beridir  “çaresizliğini” yenmek için uğraşırken yeni çareler de aramaktadır.” 

SORUMUZ DA BU CÜMLEDENDİR:   Pekala ama kader yolunun  çarelerini kullandı mı ki?  Cevabımız  “evettir.” 

Mesela: 1963 sonrası Rum saldırılarına,  ambargolarına tevekkülle razı olmadı. Sonuna kadar direndi ve Rum’u  1977-79 Doruk Anlaşmalarına da zorladı,  Denktaş Kleridis arası müzakerelere de… 

1974’de Makarios’a yapılan darbeyi çaresizlikle izledikten sonra  Yunan  cuntasının hegemonyasına düşmedi.  Barış Harekâtı ile hem Türkiye’nin güvencesini sağladı  hem de Kuzey’i Rum’un kendisini bir daha rahatsız edemeyeceği tarihi olguda  vatanı yaptı…

 Annan planı rezaletini saymazsak  günü geldiğinde elindeki çareyi kullandı Güney’e kapılar da açtı müzakere ortamları da yarattı…

PEKALA ŞİMDİ NE OLUYOR:  Neden Türk halkı Devlet mertebesine ulaştığı Kuzey’de ancak Rum’un isteklerine boyun eğerse bu adada varlık oluşunu sürdürecek bir siyasi değer yargısının içine hapsedilmek istenmektedir?                                                                

Neden  Kıbrıs Türk liderliği  en az Rum liderliği kadar cesur olamıyor?   Kuzey’deki Devlet hakkını  kullanmak istemiyor?  İlle de varlığını Rum’un emrine amade kılmak istiyor?  (Müzakerelere bakın,  Var mı orada Hristofyas’a gel iki Devlet’i konuşalım demek?)  Kimdir bu Rum?  Nedir ki “malista girye”  diye diye  ağızlarda diller kurudu!                                                      

Çare Kuzey’dedir.  Çekiverin artık bu Rum’un kuyruğunu,  gideceği yere kadar gitsin!  “Fakattt bir de aşağıda söyleyeceklerimize bakın:

**********

HANİ TRAFİK YILI OLACAKTI

2012’YE girilirken her Hükümet gibi İrsen Küçük’lü Hükümet de her halde iktidar sarhoşluğundan olacak vaatler üstüne vaatler koyduydu. Tabi  bu vaatlerin içinde  Turizm sektörünün geliştirilmesi vardı ama battı denilen hazineyi yeni istihdamlarla beterince batırma sözü  yoktu!  Tasarruf tedbirleri vardı ama yeni makam arabaları alınacağı müjdeleri yoktu!  Eğitimde sağlıkta yenileşmeler reformlar vardı ama ilahiyat okullarıyla külliyeler kurulacağı,  hastahanelerde hastalardan paralar alınacağı yoktu!  Refah saadet vaatleri  vardı ama gaza,  akaryakıta,  elektriğe,  ötesi bilumum emtiaya zam üstüne zam bastırılacağı lafları yoktu!...

Ve 2012’nin Trafik yılı olacağı vardı ama beterince trafik yetersizliğinden dolayı kazaların artıp azacağı,  canlar yakıp canlar alacağı yoktu!  

İşte zurnanın zırt deliğine geldiğimiz yer:  Çareler tükenmeden çare aranmaz dedikti ya.  Devlet oluşa kadar geldiğimizi çarelerimizi kullandığımız için başardık diyerek işaretlediydik ya. 

ŞİMDİ YAZALIM:.  Bu memlekette  eğer bir trafik sorununu trafik alt yapısı  ile denetimlerle,  trafik işaretleri ve kazalara davetiye çıkarmayan adam gibi yapılmış yollar, çemberler,  sinyalizasyonlarla çözüme ulaştıramamışsak;    “Devlete”  nasıl sahip çıkacağız ki dünya aleme kabul ettirelim?  

Ve eğer çevre pisliğini önleyememiş,  imar iskânı  nazım planlarına sokamamış,  sahilleri inşaatlarla körlemiş,  dağları bile  taşları için  un uğra etmiş,  yeşili kıymışsak…  Hangi Devlet iradesinden söz edeceğiz? 

O zaman tabi ki  Hristofyas ile hempalarının Arabı oluruz:  Kalk dediler mi kalkan otur dediler mi oturan! 

**********

NEYSE Kİ İYİ İŞLER DE YAPILIYOR

Ve Girne Belediyesi  karar aldı:  Girne’ye 16 Kilometrelik  “kıyı bandı”  yapılıyor.  Haberi okudukta ilk tepkim,  “dur bakalım çevre örgütleri ne zaman  gitti sahilin doğalsallığı” diyecekler!  Kaplumbağaların sağlık afiyeti”  diyerek ne zaman yollara düşüp olayı protesto edecekler”  olduydu!

Sonra dendi ki finansmanın  yüzde 50’sini TC karşılayacakmış. Eh,   her halde artık buna da şöyle bir yorum yaparlar:   “TC bunun karşılığını söke söke alır.  Gitti Kıbrıslılık!”

HER NEYSE:  Olay sevindirici  Bu ülkede halkın denizini de çaldılar,  dağlarını mesire yerlerini de… En azından böylesi yatırımlarla kıyılar yeniden halka kazandırılır dedik ve darısı Mağusa’ya temennisinde bulunduk. 

Belediye Başkanı Oktay Kayalp’ın zaten sözü vardır.  Gülseren kıyılarından  başlayan bir sahil bandını  tutun  ki ileride gidebildiği yere kadar gideceği projelendirme ile inşa etmek. Yeter ki halkı  denizi kıyısı ile buluştursun.   Örnekleri de çok.  İstanbul’da İzmir’de öteki kıyı kentlerinde bu sahil bantları hep var.  Hatta Rum tarafında Limasol ve Larnaka’da da.  Bizde neden olmasın?  Girne için tasarlanan bu proje nedeniyle doğrusu Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın kutlanmayı  hak ediyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31