Kıbrıs Türk siyasetinde son zamanlara kadar en önemli yarılma konusu Kıbrıs sorunuydu. Katı bir şekilde çözümü reddedenlerle, esnemez biçimde çözümden başka çare olmadığını savunanlar arasında uzlaşmaz çelişkiler vardı.

Fakat siyasette safları belirleyen bu eksen son zamanlarda silinmeye yüz tuttu. Artık Kıbrıs sorunu, temel siyasal ayrıştırıcı değil. Ne çözüm karşıtları eskisi kadar hırçın ne de çözüm yanlıları.

Kıbrıs sorunu herkes için önemli bir konu başlığı olmayı sürdürüyor. Ama bu başlıkla ilgili değerlendirme tarzları hızla aynılaşıyor.

Çözüm yanlılarının keskinliğini törpüleyen şeylerin başında Annan Planı referandumundaki “ohi” geliyor. Ayrıca iki toplum arasında teması sağlayan açılımdan sonra derin bir hayal kırıklığı yaşandı. Birebir kurulan ilişkiler, çözümü imkânsızlaştıran şeylerden birisi olarak Rum halkının katılaşmış zihniyet formasyonunun hiç de hafife alınmaması gerektiğini öğretti.

Çözüm karşıtlarını eskisinden daha ılımlı kılan şeyse, çözümsüzlük ortamının gerçek bir bağımsızlığa dönüşmediğini görüp tecrübe etmek oldu.

Kıbrıs sorununa bağlı olarak toplumca askıda kalma süremiz uzadıkça, yönetsel özerkliğimizdeki aşınma da artıyor. Bunu gören “KKTC” yanlıları, bağımsızlık coşkularını yitiriyorlar.

Geçmişte iki ayrı blokta saf tutan gruplar bugün birleşerek cesametli bir siyasal merkez meydana getirdiler.

Bu merkezin belli başlı özelliği, eskinin “aşırılıklarından” uzak durmak ve ılımlı fakat bir o kadar pasif bir şekilde olanı biteni kavramaya çalışmak...

Yıllarca tutkuyla savunulan tezlerin pek işe yaramadığını görerek Kıbrıs sorunu konusunda bir tür “görüşsüzlüğe” savrulan geniş kesimler, umutlarını, kendilerini de şaşırtacak bir mucizeye bağlamış gibiler.

Sözünü ettiğimiz merkezi karakterize eden önemli bir başka eğilim, Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’taki nüfuz artışına yönelik tepkisellik…

Nüfuz artışı, gündelik hayatta her an kolaylıkla gözlenebilecek bir düzeyde seyrediyor. Nüfus politikaları, ekonomik yönlendirmeler, yatırım stratejileri ve politik kuşatma, gizlisi saklısı kalmamış bir entegrasyon siyasetinin yansıması olarak algılanıyor.

İnsanlar, özellikle nüfus konusunda yürütülen büyük operasyonlardan rahatsız. Bitmek bilmez aflar; beyaz kimlik, yeşil kimlik türü muğlak kararlar ve yüz bini aştığı halde ağızdan kolaylıkla dökülen vatandaşlık bekleyen kişi sayısı, toplumu “yok oluyorum” duygusuna sürüklüyor.

Geçmişte çözüm yanlılarına çözümsüzlük ihtimalini düşündürtmek bile imkânsızdı. Çözüm karşıtlarının, Türkiye’nin politikalarını sorgulayacak kıvama gelmesi için de köprünün altından epey suyun akması gerekti.

Şimdi kimse çözümü fetişleştirmiyor. Türkiye de tabu olmaktan çıktı.

Geniş bir yer kaplayan “merkez”, bugün artık ne “çözüm olmazsak mahvolduk” diyenlere itibar ediyor ne de “Türkiye’siz bir hiçiz” diyenlere… Geçmişte ayrı düşenleri birleştiren şeyse “çaresizlik.” Kimsenin aklında makul mantıklı bir çıkış formülü yok.

Bugünün siyasal mahareti, “çaresizlik”te birleşen toplumu doğru anlamak ve umuda sevk etmek…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31