Nazım Çavuşoğlu, sıradan bir vekil iken, hele de muhalefetteyken böyle değildi.

Daha mülayim, daha ılımlı ve daha mütevazi!

Ne olduysa bakan olduktan sonra oldu!

Biraz da şımartıldı…

Önce Tarım Bakanı, sonra Milli Eğitim Bakanı, daha sonra da hayalindeki bakanlığın başına geçti.

Siyaset basamaklarını hızla çıkarken, geldiği makamlar belli ki kendine yaramadı.

Ya da başka bir deyişle bu sorumluluklar kendine ağır geldi.

Dostlukları, arkadaşlıkları unuttu, kendini halkın çok yükseklerinde görmeye başladı.

Ayrıca, yapılan eleştirilere de tahammül gösteremez bir ruh yapısına büründü.

Daha geçtiğimiz hafta parti yayın organı Güneş gazetesinde bir yazar arazi mafyalarını gündeme getirince neredeyse cinnet geçirdi ve grup toplantısında gazeteyi parçaladı.

Bu yazarın yakın arkadaşı olan bir bakanı tepeden tırnağa yıkadı.

Yakın dostları bile, eski Çavuşoğlu’nu arar hale geldi.

Bir çoğu da, aldığı görevlerin ağır geldiği görüşünde birleşiyorlar.

Çavuşoğlu’nun son rezaleti geçtiğimiz Pazartesi günü, Meclis’teki başbakanın odasında yaşandı.

Hem de herkesin hayret dolu bakışları arasında.

Çavuşoğlu, sadece bakan ve vekil arkadaşlarına değil başbakana bile hem de başbakanın odasında, hem de yüzüne baka baka postasını koyarken, başbakanın büyük bir olgunluk göstererek, Çavuşoğlu’na cevap vermediği gözlemlendi.

Peki Çavuşoğlu’nun derdi neydi?

Barkan Çavuşoğlu, istiyor ki ister bakan olsun isterse vekil, buna başbakan da dahil kendi alt yöneticileriyle işi olan her kim olursa olsun, direk olarak onları aramasın.

Hatta daha da ileri giderek ‘arayamaz’ diyor!

“Benim müdürümü, benim müsteşarımı, benim kaymakamımı, kimse arayamaz, buna başbakan da dahildir” diye koydu postasını, hem başbakanın hem de diğer arkadaşlarının gözünün içine baka baka..

Odada bulunanlar ise, Başbakan Küçük’ün, bu sözlere sinirlendiğini ancak belli etmemeye çalışarak cevap vermediğini söylüyorlar.

Ama bu demek değildir ki, Çavuşoğlu’nun, bu aşağılayıcı tepkisi cezasız kalmayacak.

Olay şahit olanlar, bunun cezasının ‘görevden almak’ olduğunu söylüyorlar.

Bir çoğu, ‘ben başbakan olsam, Çavuşoğlu şimdi bakan değildi’ diye yorum yaptı.

Şimdi gözler Başbakan’da;

Bu rezalet ve aşağılama sonrasında, itibarının aşağılanmasına göz mü yumacak, yoksa ‘şımarık bakan’ lakabı takılan Çavşoğlu’na gereken cezayı verecek mi?

Bekleyip göreceğiz…

 

Okur Şikayeti:

Hazine Müdürü yazılı sınavdan neden kaçıyor?

“Başbakanlık, Hazine Müdürü’nün talebi üzerine 2 hafta önce Kamu Hizmeti Komisyonuna yazı yazarak Hazine ve Muhasebe Dairesi’ne 3 Şube Amirliği mevki için münhal açılması talebini bildirdi. 

Şube Amirliği yarışma sınavları 44/2006 sayılı yasa ve sınav tüzüğüne göre yazılı yapılması koşuldur. Söz konusu yasa ve tüzüğün varlığını unutan ilgili Müdür sınavın yazılı olacağını duyunca önce geçen hafta Komisyona gidip Genel Sekreter Eren Ertürk’den sınavın sözlü olmasını talip etti, olumsuz yanıt alınca Pazartesi günü Çetin Uğural ile görüşüp sınavın istediği kişilerin kazanmasını garanti etmek adına pazarlığa oturdu.

Sınavın ya sözlü olmasına yada kendine yakın kişilere vekalet yolu ile verilmesini ya da bu münhalin iptal edilmesini talep eden Hazine Müdürü Fatma Görener, Dairede İngilizce bilen Ünüversiteli ve Kıdemli Maliye Memurları olmasına rağmen Komisyondakilere bu işleri sadece kendine yakın 3 kişinin yapabileceğine ikna ederek kendi formüllerinin uygulanmasını sağlamaya çalışıyor. Yazılı sınavı kazanabilecek diğer personelin hakkını yemeye çalışan Hazine Müdürü kimin bilgili olduğunu belirleyecek yazılı sınavdan neden kaçmaktadır...

Bu adil mi?”

(İsmi mahfuz)

gunun-foto_raf_.20111124231434.jpg 

MESAJ KUTUSU

Sayın İrsen KÜÇÜK, bir bakan herkesin önünde parti başkanı ve ülkenin başbakanına böyle posta koyabiliyorsa, bu işte bir terslik var demektir. Eğer önlem almazsanız diğer arkadaşlarınızın ve partinin önünde karizmanız çizilir bizden uyarması.

Sayın Ertuğrul HASİPOĞLU, parti kurultayına daha bir yıldan fazla süre var ama genel başkan adaylığı için iyice havaya girdiğiniz ve parti içinde kulislere başladığınız gözlemleniyor. Saray’ı da arkanıza aldığınıza göre, kolay gelsin diyoruz.

Sayın Mehmet TANCER, bir dedektif gibi karısını pataklayan bakanın peşine düşmüşsünüz ve derin incelemelerde bulunuyormuşsunuz. Peki bu bakanı ele geçirirseniz İnsan Hakları Mahkemesi’ne şikayet edecek misiniz?

Sayın Günay ÖZAN, Alevkayası-Esentepe arasında bazı yol kenarlarında ‘PKK’ propagandası yapan yazıları gördünüz mü? Son günlerde artan provokatör eylemlere daha etkili tedbirler almanız bekleniyor.

Sayın Ali Özmen SAFA, ABD ziyaretine gitti diye genel yayın yönetmeninizin maaşından kesinti yapmışsınız ve o da istifasını size sunmuş. Böyle bir önemli ziyaret gazetenizin itibarı açısından önemli değil miydi sizin için? Yoksa bilmediğimiz başka şeyler mi var?

Sayın Ali Çetin AMCAOĞLU, ülkede soğan ve patates yetişirken dışarıdan ithal etmeye nasıl izin verdiniz anlamak mümkün değil. Umarız birileri sizinle oynamıyordur. Üretici kızgın ve bir kez daha düşünmenizi istiyor.

Sayın Serdar GARDAŞ, partide biraz kıpırdanma oldu ya kurmaylar birbirini yemeye başladı. Bir an önce önlem almazsanız, olayların arkası çorap söküğü gibi gelecek.

Sayın Nazım ÇAVUŞOĞLU, uzun bir tatile ne dersiniz? Böyle herkesi kırıp geçirirken bakanlığın geçici bir makam olduğunu unutuyorsunuz gibi. Nerde o eski güler yüzlü hoş sohbet vekilimiz? Ancak bu kez suçunuz büyük, bakalım cezanız ne olacak?

Sayın Ahmet KAŞİF, bazı işadamlarına mesaj gönderip işleri olduğu zaman bakanlar kurulundan geçirmemekle tehdit ediyormuşsunuz. Bunları söylemeden önce birkaç kez düşünmeniz gerekiyordu. Şimdi hepsi peşinize düştü bilesiniz.

Sayın Aydın AKKURT, az beklerseniz rüşvet isteyen bürokratın kim olduğunu bütün alem öğrenecek. Bu kişinin başka marifetleri de ortaya çıkmaya başladı. Biraz sabır lütfen…

Sayın Hüseyin Avkıran ALANLI, DP’ye katıldınız ancak eski partiniz ÖRP’den istifa etmediğiniz söyleniyor. Bir istifa mektubu yazıp göndermekte yarar var. Bilirsiniz siyaset yanlış yapmaya gelmez değil mi?

Sayın Sonay ADEM, Başbakan Küçük ile eski ahbap olmanızı söylemeniz bazı UBP’li vekilleri çileden çıkarıyor. Tamam yıllar önce kendisi ile birlikte UBP’ye karşı omuz omuza yürüdünüz ama, geçmişe mazi sözünü unutmamak lazım değil mi?

Sayın Fikri ATAOĞLU, Mağusa’da büyük bir operasyon peşinde olduğunuz ve yüzlerce imza topladığınızı öğrendik. Partiye katılımların ne zaman olacağı merak konusu olmuş. Hadi bakalım hayırlısı.

Sayın Hüseyin CUMAOĞLU, uzun mektubunuzu aldım, hassasiyetiniz için teşekkür ederim. Fırsat bulunca yayınlamaya çalışacağım. Ama bizim için veli görüşleri çok önemli ve onlara büyük değer veriyoruz.

Sayın Erkut YILMABAŞAR, Karpaz bölgesinde petrol dolum tesislerine karşı bölge halkını örgütlemeye başladığınız gözlemleniyor. Sezai bey bu işi pek beğenmeyecek ama, birileri çevre katliamına karşı bir şeyler yapmalı değil mi?

Sayın Sunat ATUN, hafta sonu Türkiye’den üç tane bakanı ağırlamaya hazırlanıyormuşsunuz. Üç bakanın da Mağusa bölgesinde önemli açılışlar yapacağı söyleniyor. Allah kolaylıklar versin.

Sayın Börke KAŞİF, dün bir müşteriniz aradı Yaşam Hastanesi yanındaki dükkanlar geçtiğimiz Şubat ayında teslim edilmesi gerekirken, halen mal sahiplerine verilmemiş. Onlar  da mahkeme yolunu tutacaklar bilesiniz.    

Sayın Prof.Abdullah ÖZTOPRAK, devletin bir üniversitesinin rektörü olarak devlete iyi girip çıkmışsınız. Yakında rektörlük görevi sona ererse sakın şaşırmayın. Ama cesaretinize hayran kaldık doğrusu.

Sayın Ahmet KAPTAN, sendikanızın 55’nci kuruluş yılını kutlar nice başarılı seneler dileriz. Bunu Hamitköy tepelerinde kutlamak gerek değil mi?

Sayın Okan Hacı ALİ, petrol krallığı ortaklığından sonra Mete Boyacı ile yapışık ikizler gibi oldunuz. Allah samimiyetini arttırsın. Açılışı Ajda Pekkan yapacak diyorlar doğru mu?

Sayın Naciye KAYA, Saray Otel’in beklenenden daha güzel bir formata kavuştuğu söyleniyor. Elinize sağlık. Kadın elinin değdiği her yerde güller bitiyor. Hayırlı işler bol müşteriler dileriz.

 

Günün Fıkrası : Adem ile Havva 

Tanrı Adem’le Havva’yı yaratalı birkaç saat olmuştu ve
ikisi üzerindeki son rötuşları yapıyordu. Elinde sadece monte
edilecek iki parça daha kalmıştı. Bunları hangisine takacağı konusunda
kararsızdı. Sonunda onlara sormaya karar verdi. Elimde iki parça daha
var, dedi. Bunları da sizlere monte edeceğim. Bunlardan biri ayakta
işemeye imkan veriyor. Bunu hanginiz ister?
Adem büyük bir coşkuyla atıldı: Ben, ben! Bana ver
onu. Çok eğlenceli olacak. Onunla ayakta işeyebileceğim. Ne olur bana
ver onu. Adem’in ısrarları ve çocuklar gibi zıplayıp durmasına fazla
dayanamayan Tanrı, Havva’da bu konuda çok heyecanlı görünmeyince o
parçayı Adem’e monte etti.
Adem sevinçten çılgına dönmüştü. Hemen etrafta koşturup
her yere işaretini bırakmaya başladı. Bir kayayı ıslattı. Sonra kuma
adını yazdı. Sonra da ilerideki bir taşı vurmaya çalıştı yeni
oyuncağıyla. Nihayet sakinleştiğinde Tanrı diğer parçayı monte etmek
için Havva’nın yanına gitti. Havva sordu:
- Bana takacağın parçanın adı ne?
- Beyin…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31