Bizden olanı çekemiyoruz...

Onun doğruları konuşmasına katlanamıyoruz...

Yazdığı ve/veya söylediği gerçekleri duymak dahi istemiyoruz...

Ama yabancılara karşı duruşumuz öyle değil...

Duymak istediklerimizi söylemelerine bayılıyoruz...

Yazdıkları tek bir yazı ile onları “halk kahramanı” ilan ediyoruz...

Ve avuçlarımız patlarcasına alkışlıyoruz...

Ta ki gelecekte yapacağı nankörlüğe kadar...

Yalan mı?

Az mı yaşadık bu seneryoları...

Yediğimiz kazıklar, yaşadığımız ihanetler ve sonrasındaki hayal kırıklıkları...

Bunlar değil mi bizim gerçeklerimiz...

Biz bize inanmazken, başkası bizlere nasıl inansın...

Doğruyu yazan ya da söylenle değil, dünya alemin kıçını yalayan ile arkadaşlık kurmaya çalışıyoruz...

Neden? Belki bizde biraz faydanalırız diye...

2003’te kapılar açıldığında güneye çalışmak için geçen bir arkadaşım anlatıyor bana;

“Aynı köyde ikamet ettiğim arkadaşım benden oğlunu yanımda işe götürmemi istedi...

Bende kıramadım götürdüm ve ustama onu da işe alması için rica da bulundum...

Ancak işe aldırdığım genç 3 hafta sonra ustama gidip, ‘ben onunda işini yaparım, bana onun aldığı paranın yarısını ver yeter” dedi ve bini işimden etti”...

Çevrenizde güneyde işlemiş ve/veya hala işleyen birileri varsa “böyle olaylar yaşandı mı” diye gidip bir sorunuz...

Göreceksiniz ki, kendileri yaşamadıysa bile mutlaka yaşayanlardan bu tür olayları duymuşlardır...

Eminim, “başından bu tür olaylar geçen kişiler bana mail atsın” desem, ertesi gün onlarca mail ile karşılaşmış olacağım...

Alkışladığınız kaç kişi sizleri hayal kırıklığına uğratmadı?

Ya da alkışı ve desteği hak eden kaç kişiye yeterince değer verdiniz...

“Kendi evimizin efendisi olalım” diye bir slogan atıyoruz ama kendi insanımıza karşı güvenimiz yok...

Yani “efendi” olmak için bile başkalarına avuç açıyoruz...

Tüm bun yaşanmışlıklar ortadayken, Rumlar Türkiye ile görüşmek isteyince suçlu mu oluyorlar?

Aksine bence doğruyu yapıyorlar...

Bizler ile görüşmeleri için bana tek bir sebep gösteriniz?

Bahanelerden başka gösterecek hiçbir şeyimiz yok...

Yıllardır birilerinin bizler adına konuşmasını ve kararlar almasını seyrettik...

İşimize gelene “alkış” tuttuk, işimize gelmeyene ise “yuh” çektik...

Ama yaşadıklarımızdan ders almadan bu günlere kadar geldik...

Yani hiç değişmedik ve bu durumu artık kaderimiz olarak benimsedik...

Durumumuz “umutsuz vaka mı” bilemiyorum ancak umutlu olmadığını çok iyi görebiliyorum...

Hayatının sonuna gelmiş bir hasta gibi sadece günü yaşıyoruz...

Gelecek ile ilgili bir endişemiz yok...

Ne de olsa bizi düştüğümüz yerden tutup kaldıran birisi mutlaka çıkıyor...

***

Çözüm yakın mı!

Çok mu yaklaştık!

Hayatımız bu söylemler ile geçti...

Ve geldik sözde yeni, gerçekte ise 40 yıllık bir sürecin içine...

Bu süreç en ciddi olanı deniliyor...

Hem ABD’nin de Kıbrıs’ta çözüm için çalışmalara başladığı iddiaları var...

Yani Amerika Irak’a getirdiği barıştan sonra gözünü şimdi Kıbrıs’a çevirmiş durumda...

Bizlerde dünyanın en mutlu ve en mesut insanları...

Ha, unutmadan, Maraş gündemde yok diyenler vardı...

Ama şimdi piyasada yoklar...

Acaba Maraş ile onlarda mı gündemden yok oldular...

Yoksa Maraş ile gündeme gelmekten mi korkuyorlar...

Neyse çözüm yakın, öğreniriz... 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31