Sekiz yaşında bir çocuk size şöyle bir soru sorsa “Çiçeklerin canı acır mı?” vereceğiniz cevap ne olurdu? Ben böyle bir soruya muhatap oldum. Sekiz yaşında bir çocuk, görme engelli. Babasıyla birlikte öğretmenine aldıkları çiçeği vermek için okula gelmişlerdi. Çiçeği o kadar çok sevmiş ki babası uyarıyor “Çiçeğin dallarını kıracaksın” ve çocuk hemen şu soruyu soruyor “Çiçeklerin canı acır mı” babası cevap vermeyince ayni soruyu bana da soruyor. Biraz düşündükten sonra cevabım şu “Evet çiçeklerinde canı acır. Onlara iyi bakmalısın”. Umut, umut etmek, geleceğe, yarınlara dair beklentileri, özlemleri her daim canlı tutmak. Umut insan hayatının gıdasıdır. Umuda yönelik en taze, en canlı duyguları bir çocuktan gördüğünüz gibi başka kimsede göremezsiniz.

Çocuklar hayatı sadece yaşadıkları anla sınırlarlar. Bir çocuk için en mutlu an içinde bulunduğu zaman diliminde yaşayacağı anlık mutluluktur. Belki bir oyun, belki bir oyuncak, belki de bir şeker bir çocuğu mutlu etmeye yeter. Biz büyükleri de mutlu eden, bir çocuğun mutluluğuna şahit olmaktır aslında. Çünkü bizlerde bu duyguları yaşadık. Bizlerde hayatı hiç sorgulamadan, hiç sorumluluk üstlenmeden sadece bizi mutlu edecek sebeplere yöneldik. Bizler çocukları anlayabiliriz. Çünkü bizlerde çocuk olduk. Ama çocuklar bizi anlayamazlar. Onlar henüz yetişkin olmadılar. Onlar en güzel, en büyük hayalleri kurarlar. Ve hayaller, yaş büyüdükçe küçülür. Her insan hayata farklı roller üstlenerek gelir. Kimisi bir Afrika ülkesinde doğar. Açlığın, sefaletin, çocuk olmakla, yetişkin olmanın pek de farklı olmadığı ortamlarda doğanlar olabileceği gibi. Henüz çocukluğunu anlamadan bir meslek erbabı olma mücadelesi verenler gibi. Bazıları hep bir yanı eksik başlar hayat mücadelesine. Kimisi annesini, kimisi babasını, kimisi de kendi vücudunu tanıyamaz. Bu noktada en önemli görev, ilk başta ailelere ve elbette topluma düşmektedir. Mesela engelli olmak, ayrıcalık isteyen veya acınacak bir durum değildir. Herkesin başına gelebilecek, herkesi hayatını etkileyebilecek, hayat denen uzun yolda herkesin karşılaşabileceği zamansız ve sıradan bir durumdur.

Defalarca yazıp, söylediğimiz gibi. Bu memlekette bir çok alanda bir çok eksiklik olduğu gibi engelli insanlarımızla ilgili de eksiklikler vardır. En başta eğitim. Bir insana, hele de engelli bir insana yapılabilecek en önemli katkı eğitimdir. Eğitimle güçlendirilmiş bir hayat, en başta kendine güven demektir. Başkalarına bağımlı olmaktan kurtulmak demektir. İçten içe büyüyen çaresizlik duygusu ancak eğitimle çözülebilir. Bireyin kendini, yapabileceklerini fark etmesi, bunları daha da geliştirip, kullanma becerisini yükseltmesi de yine eğitimin kazanımlarıdır. Sonuç olarak her insanın hayatını olumlu yönde yönlendiren ve geleceğini şekillendiren en önemli etkenin eğitim olduğu aşikardır. Eğitim ayırım yapılmaksızın toplumun tüm bireyleri için eşit şekilde sağlanması gereken bir devlet politikası olmalıdır. Devletin yanında bu alanda hizmet veren özel sektör de elini taşın altınakoymalıdır. Engelli çocuklarımız da bu topluma kazandırılmalı ve evde kapalı kalmakyerine yetişkin bir birey olarak toplum içerisinde yer almalıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31