Ölüm korkusu olmadan yaşamak istedik.

Korkumuz sabah evden çıkanların akşama dönememeleriydi…

Baskın yaşıyorduk.

Baskın yapıyorduk.

Geceleri büyüklerimiz istihbarat için Rumların aralarına sızıyorlardı.

Ne var ne yok bakıyorlardı.

İş tehlikeliydi.

Yapılmalıydı ama…

Sabaha doğru döndüklerinde rahatlıyorduk.

Bu gün de güneşin doğuşunu beraber görebildik, diyerek mutlu oluyorduk…

Gitmeden gitmiş sayılamaz kimse.

Oradaysan uzaklar yine uzaktı…

Ve bir gün baktık kapılar iyice kapatıldı…

Kimse o tarafa gitmeyecek, onların diliyle konuşmayacak, dendi.

Hatta Rumca düşünmeyecektik.

Çünkü ülkeyi iki toplum diye ayırmayı uygun görmüşlerdi.

Oysa tek toplum yaşarken böyle sorunlar yoktu.

Eşkıyalar bile dağa birlikte çıkarlardı.

Türk’se eşkıyalardan birisi, Rum arkadaşına sırtını dönerdi…

Ona güvenirdi.

Bu önemli bir ayrıntıydı aslında.

Göremeyenler bir müddet sonra sırtını döndüklerine düşman gözüyle baktı.

Düşmanlık giderek kutuplara, daha sonra da karşılıklı çatışmalara yol açtı.

Bu tür yollar, gel zaman, git zaman, işin rengini ortaya çıkarttı…

Ve anladık ki gidilmesi gereken yol aslında ölüm korkusu olmadan yaşamak, bağımsız olmak, kimseye muhtaç olmamaktı…

Artık yolumuzu çizme zamanı gelmişti…

Yol belliydi…

Rumlar sırtlarını eskisi gibi kendi yurttaşlarına döneceklerine sadece anavatan dedikler ülkeye döndüler…

Biz de sırtımızı yurttaşlarımız yerine sadece anavatan dediğimiz ülkeye döndük…

Onlar döndüler, biz döndük.

Güvendik.

Gözlerimizi kapattık…

Her şeyi onların eline bıraktık…

Ki baktık kapıdan birisi girdi, “Burası artık benim” dedi…

Diğer sırt dönülen ülke de “Olur mu sana var da bana yok mu” dedi, pencereden daldı…

Biz baktık, onlar baktılar…

1974 öncesi yaşanan kaos melek kaldı o günlerin yanında…

Darmaduman günlerin dumanı inince gerçek ortaya çıktı…

Gerçeği gördük.

Bugün görüşmeci diye masaya gidenlerden             Eroğlu,  “Artık bizim de yolumuzu çizmemiz gerek” dediği anlarda bile sırtını döndüğü ülke doğal kaynaklardan parça kopartmak için karasularımızda dolanıyor…

Diğer görüşmeci Anastasiadis de masaya gelmek yerine tüm Kıbrıslılara ait doğal kaynakların geleceğini sırtını döndüğü ama emanete ihanet eden diğer sırt dönülen ülke Yunanistan ile görüşmeye gitti…

Neticede ortaya çıkan gerçek şu…

Bizim veya onların dediğimiz ama birbirinden ayrı olmaması gerekenlerin ayrı ayrı çizdikleri yolları hep emanete ihanet edenlere çıkıyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31