Zürih ve Londra Anlaşmalarını ne biz ne de siz yaptınızdı.  Pişirip kortardılar,  bize de yiyin dediler, yedik!

Acheson Planı da bizim değildi.  1963  Rum  saldırılarından sonra 1964’de İngiltere’nin devreye girip  adadaki Türk Rum halklarını  barışçı çözüme kavuşturacağını sandığı planıydı!   Zaten Rum reddettiydi çünkü Enosise giden yolları tıkıyordu!

Plaza raporu da bizim yahut sizin değildi.  Achison planı başarısızlığa uğrayınca BM’ler GK’si kararınca Kıbrıs’a atanan Temsilcisi Galo Plaza’nındı!  1965’de BM’lerde müzakeresi de yapıldıydı ama bu kez de plana  hem Türkiye hem Kıbrıs Türk liderliği karşı çıktıydı.

1977-79 Doruk anlaşmaları da dışımızda oluşturulup sonra iki halka tanıtılan belki en makul planlardan birisiydi.   Ne var ki BM’lerin çabası bu planı ne Rum’lara ne de Türk tarafına kabul  ettirmediydi!

Yine BM’lerin “Güven Yaratıcı Önlemler Paketi”  yahut  “Gali Fikirler Dizisi” vardı.  BM’ler  Genel Sekreteri Butros Gali’nin 1993’deki  çözüm planıydı.  Ne Türk ne de Rum tarafınca iltifat bulmadı! 

…Bundan sonrasını artık benden çok daha iyi bileceksiniz,  çünkü şimdilerin aktif politikacıları olan sizler o yıllarda  palazlanıp kanatlanıp uçmaya başladınızdı.  

Ki devrinizde  Annan  planı vardı.  Yine sizin değildi.  Dışınızda hazırlandı,  size de  “savunmanız”  emri verildi,  siz de can’ı gönülden  savundunuzdu!   Rum “hayır”  dedi ve de her “hayırda” bir  “hayır” olduğunun  ispatında neyse ki çözüm   faciası oluşunu kıl payı sıyırıverdi!

“Gambari Süreci” de işte bugünlerde yine Rum’un mızıkçılığı ile fakat her şeye karşın savulan bir belâ olarak  hitama eriyor! 

Buna karşın hiç merak etmeyin,  dışınızda ve dışımızda yeni planlar yaparlar,  mesela Avrupa’da bile hâlâ 27 Devleti bir Avrupalılık potasında eritemediklerine nazire,  Kıbrıs’ta Kıbrıslılık üzerine iki halkı aşna fişne edip gerdeğe sokmak merakında çözüm alternatiflerini dayatırlar…  

KISACA:  Bu adada  “ben,  sen,  o”  çok atıp tutuyoruz ya!  Kendi kaderimizi tayin etme hakkında bugüne kadar asla kendi çözüm planlarımızın sahibi olmadık.  

Rum’la bu adada  “tek devlet,  tek vatan,  tek yurttaşlık”  oluşturulacak da barışçı çözüm sağlanacak diyorsunuz ya!  Bunu önce Hristofyaslı Rum liderliğine,  kilisesine,  hâlâ tüm adanın egemeni olmak isteyen hülyalı kafalarına anlatın!  Anlarlarsa kırk yılda bir kez olsun bir plan da siz yapın.  Ki Türk’ü de Rum’u da  “muvafıktır”  diyebilsin!

**********

NEDİR BU DIŞ TÜRKLER PARASI

İrsen Küçük Hükümetinin işlerine de akıl sır erdirilemiyor.  Periyodik aralıklarla halkın karşısına bir yeni icatla çıkıyor. 

Ya falan sahile petrol dolum tesisi izni verir yahut  hiç yapacak başka işi kalmamış gibi Evkaf’ın arazisine külliye yapılmasına çanak tutar!  Gider bir okulun içinde  “ilahiyat”  diye bir başka okul açar yahut  millet zamlarla işsizlikten fıt fıt ederken makam arabalarını yenilemekten söz eder. 

Ve bir sabah millet uyanır ki  Bakanlar Kurulu Kararı ile oluşturulacak Yurt Dışı Kıbrıslı Türkler Başkanlığına bilmem hangi ticari şirketin aracılığı ile 99 bin 600  TL ödeme yapılır…  Aslanbaba’yı kurucu tayin eder.  Para da Siyasi Tanıtma Giderleri kaleminden çıkartılır…  DP’nin Arabacıoğlu’su da bunun siyasi rüşvet olduğu iddiası ile bu tasarrufu Savcılıkla Sayıştaya taşır…                                                              Kaç gündür muhalefet bu olayı tartışıyor.  Tartışır çünkü ortada hazine çıkışlı harcanacak bir para vardır  fakat  doğru yerde ve amacına uygunluğunca harcanacağına dair en ufak bir izahatla akla mantığa hitap eden bir proje yoktur!   Her zamanki gibi  biz yaparız olur”  alışkanlığından gayrı! 

KALDI Kİ.  Bu   “tanıtma”  lafları yeni değildir.  KKTC kurulalı beridir olagelmektedir.  Devre devre  “KKTC’yi tanıtıp tanınma  sağlamaya”  yönelik birimlere yahut kişilere para akıtılır,  onlar da propaganda kulpu takılmış  tanıtma babında bu paraları harcarlar!  

Başarılı oldukları görülmemiştir ama.  Çünkü bu tip yöntemlerle  “tanınma”  sağlanmaz.  Hele birileri Aramana birileri Karamana çeker,  kimisi iki Devletten kimisi  federalizmden bahsederken,  ancak kafalar karıştırılır paralar da tutanın elinde kalır!

**********

VE İNTİHARLAR VE O İLAÇ

Allah rahmet eylesin.  Bir kişi daha şu haşarat öldürücü tarım ilacından içerek intihar etti.  Gazeteler olayı her zamanki gibi manşetlerine taşıdılar.  Ve o kadar çarpıcı başlıklar attılar ki  gidip bu ilaçtan bulup  tadına bakma isteğim kabardı!  Acı mıdır tatlı mıdır?

Sonra hızımı alamadım tarımla uğraşan arkadaşlara sordum:  “Yahu bu ilaç nasıl bir ilaçtır ki yetiştiren içip gidiveriyor?”   Dediler ki bir gıdımını sür ekmeğin üzerine,   at  köpeğe yesin,  iki adım sonra  ağzından köpükler gelerek olduğu yere yığılır kalır…

Doktor arkadaşım da tepkili.   Diyor ki  gazeteler bu intihar olaylarını teferruatlı biçimde    manşetlere böyle taşıdılar mı adeta bunalımdaki insanlara,   “gidin bu ilaçtan alıp için, kurtulun”  davetiyesi çıkartıyorlar.”  

Sosyolojide de Durkeim’in İntiharlar olayı vardır.  İnsanlar böylesi etkileşim sonucunda  peş peşine intihar edebilirler… 

Pekala gazeteler haberini yapmasınlar mı?  Yapsınlar da  her halde  mertek kadar harflerle gözlere sokarak,  anlata anlata kafalara intihar  etmenin de kurtuluş çaresi olduğu imajını sokarak değil.  “O intihar etti öyleyse ben de intihar edebilirim”  düşüncesi böyle gelişiyor! Ki neredeyse biraz daha   nasıl intihar edilmesi gerektiğinin tariflerini bile yapacaklar!                                 

Psikolojiyi geçin.  Hele bizim ülkede etkileşim o kadar koyu yaşanıyor ki bu  intiharlar  yeni   intiharlar modası yaratabilir!  Allah saklasın diyoruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31