Son dönemlerde ortaya çıkan yeni durum hızla kalıcılaşmaya doğru yol alıyor.

Bu yeni durum siyasetin etkisizleştirilmesi...

İthal yönetimin yerelleştirilmesi…

Yıllar içinde gelişen Türkiye siyasetinin, Kıbrıs’ın Kuzey’indeki etkisi, Annan süreci sonrasında hızlanarak bir dantel gibi örülen durumu pekiştirdi.

Böylece adadaki Türkiye Büyükelçiliği çok daha etkin yerleşti, gündelik siyasete.

Başbakan’ın anlatmadıklarını anlatırken, Başbakan’dan daha önemli, daha geçerli addedildi her kelimesi.

TC Yardım Heyeti’nin etkisi, gündelik hayatın içine daha fazla yerleşti.

Projesi olanların, iş tasarlayanların, destek bekleyenlerin ana adresi olarak algılandı.

Bir taraftan bu durum devam ederken, nihayet bir adım daha atılarak bir de Bakan atandı, Türkiye tarafından.

Mesaisini hem adada hem de Türkiye’de devam ettiren Beşir Atalay, aslında iş dünyasının da çok kolay kabul ettiği en yüksek adresi artık.

Hükümetle işin çözemeyenin tek kurtuluş yolu!

Bunlar adanın Kuzey’indeki sistemin ana aktörleri.

Bir de bu aktörler üzerinden yaratılan bir siyaset var.

Bu siyaset, kimliği ile sosyal ve kültürel değerleriyle, ekonomisiyle nakış gibi işleniyor.

Adanın Kuzey’inde “Müslüman bir Türk devleti” var, AK Parti siyasetinin gözünde. Ve doğal olarak, bu Müslüman Türk devleti yapısının ele güne gösterilmesi gerekiyor.

Camileriyle, dini kültür yapısıyla kendini ortaya çıkarması gerekiyor ki, adaya gelen bir yabancı “burada Müslüman Türkler yaşıyor” diyebilsin.

İşte bunun için de dindar bir gençlik yetiştirmeyi hedefliyoruz.

“Kazara ateist olmasınlar, isyankar kalmasınlar” diye.

İtaat etsinler ve Müslümanlıklarını yaysınlar diye…

Türkiye’de ileriye götürülmesi hedeflenen siyaset bu. Tabii ki adanın Kuzey’inde de.

Türkiye Başbakanı Erdoğan da samimiyetle bu siyasetin liderliğini yapıyor. Ve demokrasi için yola çıkarken, aslında ayrı bir diktatörlük yaratılıyor.

Üstelik istikrarı ve ekonomisi güçlü bir yapıyla birlikte.

Türkiye’de bugün hapiste olan onlarca gazeteci var.

Erdoğan’a göre bu hukuk.

Hapiste sırasını bekleyen asker ve sivil daha yüzlerce kişi.

Erdoğan’a göre bu adalet.

Bugün Türkiye’de bir dönemin askeri diktatörlüğünün yerini bir başka diktatörlük alıyor. Yüceltilmiş Kemalizmin yarattığı sindirme, bugün İslamist bir başkaldırı oluşturuyor. Ve Erdoğan’ın da açıkça söylediği gibi, yasaklanan din, şimdi başka bir “demokrasiyi” getirmek üzere yeniden yapılandırılıyor.

Aslında durum yıllardır süregelen bir taraflar çatışması halinde Türkiye’de.

Ve şimdi bir başka süreci yaşanıyor bunun.

Defteri dürülüp korkak bir vatan haini olarak ülkeden kaçan Abdülhamit’ten bu yana, belki de ilk kez bu kadar yüksek bir çabayla Osmanlının itibarı yükseltiliyor.

Gündelik hayat içinde her gün yeniden üretiliyor, Osmanlı kültürü ve İmparatorluk şiarı.

Okullarda tablet bilgisayar dönemine geçiliyor, adı Fatih projesi

İMKB Başkanı Osman Gazi’yi örnek aldığını söyleyerek, yatırım söylemleri üzerinden öğütler veriyor.

Sinemalarda izleyici rekorları kıran, bir fetih filmi.

Aslında Türkiye yeni bir İstanbul siyaseti yaratıyor. İstanbul’u yeniden fethedip, yeni bir imparatorluk kuruyor.

İşte tam da böyle bir ortamda muhalefet yapmak zorunda meclisteki siyasi partiler. Ve bu dönemde ne iktidar olmak, ne de muhalefet olmak kolay.

Zira bu siyasete göre, bu cihanda tek bir cihan sultanı var!

İşte CTP bu yeni dönem üzerinden bir imtihan sürecinde.

Hükümet döneminde oldukça hırpalanan, sonrasında da parti içi hesaplaşmalarını bir türlü geride bırakamayan parti çok adaylı bir Başkanlık yarışı sonrasında da tam anlamıyla toparlanmış değil.

CTP bugün soğuk savaş dönemi ideolojiyle yeni güne ayak uydurmak arasında bir sınavda, aslında.

Ama özelleştirmeye karşı durmak ve dini dayatmaya direnmek değil, buna alternatif yaratmak zorunluluğunda.

İşte sorun da burada başlıyor.

Biz ya tekelleşmeyi normalleştirerek özelleştirmeyi alkışlıyoruz bugünkü siyasette, ya da topyekün karşı durup, hükümet üzerinde muhalefet yapıyoruz.

Ama bunun bir adım ötesine geçip, artık yarının bugünden çok farklı olacağını kabullenerek yeni bir siyaset üretmek gerekiyor.

CTP’nin ya da herhangi bir siyasi partinin, sırf AKP ile kapışmak lüksü yoktur.

Siyasetini AKP karşıtlığı üzerinden geliştirmenin ötesine geçememiş olanların durumu CHP’de görülebilir.

Ama bu edilgen pozisyonu devam ettirmek anlamına da gelmemeli.

Bugün CTP’nin ikilemi tam da buradadır.

AKP karşıtlığı üzerinden siyaset üretmenin yetersizliğinin ya da yanlışlığının fakında ama mahcup ve çekingen muhalefetin çıkmazının kurbanı durumunda.

Kaynak: Yenidüzen Gazetesi

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31