Kuzeyden indi bulutlar dağların üstüne…

Dağlar geçit vermedi önce.

Duvar gibi kapladı gökyüzünü.

Bulut çoğaldı…

Biraz ihtişamı arttı…

Sonra bir damlası güneye indi.

Güneyde Mesarya…

Mesarya ile birlikte Lefkoşa…

Mesarya kurak…

Lefkoşa kurak.

Bir damla suya hasret köylerde beklenti buluttu.

Yağan bulut.

Ve kara bulut Beşparmak Dağları’ndan aşağı inince ova bayram etti.

Bu bayram kurban değil.

Kurban denince durmalı.

Denizin hemen kenarında Aylan bebek yatıyordu.

Umuda gidenlerin arasında, gelecekteki göçlerin dur denilmesine belki umut oldu.

Kurban oldu…

Yattı, orada kaldı.

Herkes Aylan’ı gösterdi.

Ağladı.

Böyle olur mu, dediler.

Oysa o anda canlar takır takır alınmaya devam ediyordu.

Ağlayanların gönderdikleri silahlarla hem de.

Ve kurban bayramı dedikleri o günde bir fotoğraf düştü medyaya…

Yerde kesik, kanlar içinde koyun başı…

Kesik koyun başının başında az sonra kesilecek koç…

Koç ağlamaklı.

Koç anlamsızca…

Yerde yatan az önce koklaştığı dostu cansız.

Gözlerini göremedim koçun.

Muhtemelen yoktu gözünde yaşları.

Bilmez ağlamayı bizim anladığımız şekilde.

Belki içi kandı…

Ve birazdan insan denilen acımasız, cennet bahanesi ile onun da kafasını gövdesinden ayıracaktı.

Ki o acımasız Aylan Bebeğin cansız bedenine ağlıyordu az önce.

Böyle bir dünyada yaşıyoruz işte.

İşine geldiği gibi davranacaksın.

Menfaatin gereği işi teamüllere uyduracaksın.

Ve “kanun bu” diyeceksin.

Omorfo’daydım.

Omorfo cansız.

Omorfa sessiz.

Ne deresinde su var, ne ovasında göl.

Barajına uğradım.

Baktım öylece.

Bir zamanlar gürül gürüldü kış ayları.

Akardı.

O baraj yeraltı sularının canıydı.

Ve yeraltı suları yerüstünün canı…

“Neden kuruttuk” dedim.

“Çok su çekildi,” dediler.

Ve bilinçsizce hareketler bölgenin yapısını değiştirdi.

Biliyorum.

O dönemlerde damlama ile sulamayı becerebilseydik böyle olmayacaktı.

Kurumayacaktı ova.

Yine de yapılacaklar vardır.

Yine de Trodos bereket fışkırıyor her şeye rağmen.

Konu derin.

Eski yoldan Lefkoşa’ya ilerledim.

Füya köyü yol kenarında cümbez gördüm.

Gövdesi doluydu.

Durdum, fotoğrafını çektim…

Yanındaki evde oturan kadın, “Poşet getireyim topla” dedi…

“Nerelisin” dedim.

“Konyalıyım” dedi.

Kıbrıslırumun cümbez ağacından cümbezi, Konyalının izniyle topladım…

O anda…

Bir bulut kümesi Beşparmaklardan Trodos’lara akıp gitti.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31