Dedemiz Ahmet SADRAZAM’ın 63’ncü ölüm yıldönümünde onun torunları olmaktan gurur duyuyoruz. Bugün Boğaz Piknik Alanında düzenlediğimiz etkinliklerle onu ve diğer atalarımızı anıyoruz. Alphonse de La Martine, “Her aile bir tarihtir, hatta okumasını bilene göre bir destandır” demektedir. Bizim ailemiz, Kıbrıs’ın en büyük ve köklü ailelerinden biridir.

Ahmet SADRAZAM’ın atalarının, Osmanlıların Kıbrıs’ı ele geçirdiği 1571’den sonra sürgün hükmüyle, Anadolu’dan geldiğine inanılmaktadır. Ahmet SADRAZAM’ın Mehmet ismindeki dedesi Mirti (Çamlıbel) köyünde çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşıyordu. Mehmet Dede’nin kiminle evlendiği bilinmemekte fakat evliliğinden Şerife ve Gülsün (Güssün) adında iki kızı ve Hasan adında bir oğlu vardı.

Hasan şarap ve konyağı karıştırıp acı biberle içtiği için Mihdan olarak biliniyordu. Yorgoz (Tepebaşı) ve Mirti (Çamlıbel) köyleri arasında geniş bir araziye sahipti. Gabut (Kalkanlı) köyünden bir kızla evlenmiş ve Mustafa adında bir oğlu olmuştu. Mihdan dede, eşi öldükten sonra Denya’dan Pembe ile evlendi. Bu ikinci evliliğinden Fezile ve Emine adında iki kızı ile Salih ve Ahmet adında iki oğlu ile dünyaya geldi.

Ahmet, Mihdan’ın en küçük çocuğuydu. 1850 Yıllarında dünyaya gelmiş ve yaşı epeyce ilerlediği halde evlenmemişti. Çok güçlü ve kuvvetli bir fiziğe sahipti. Zamanın tabiriyle bastığı yeri titretiyordu.

Bir gün hayvan almak için gittiği Yerolakko (Alayköy) ve Ayvasıl (Türkeli) köyleri arasında kuzularını otlatan bir kız ve özürlü bir erkek çocuğu görmüştü. Selam verip kıza babasının nerede olduğunu sormuştu. Kız da babasının Şehere (Lefkoşa’ya) hayvan almaya gittiğini söylemişti. Ahmet, Şerife adındaki bu kızı çok beğendiğini ve alıp götürmek istediğini söylemişti. Ancak kız gitmek istemeyince Ahmet, Şerife’yi sırtına almış ve hiç indirmeden Denya köyüne ablası Fezile’nin evine götürmüştü.

Evlenerek bir süre Denya’da kalan Ahmet ve Şerife daha sonra Yorgoz (Tepebaşı) köyüne dönmüştü. Ahmet hayvancılık ve kasaplık yapıyordu. Hayvanlara yem ve su bulmakta zorluk çektiğinden Kormacit (Koruçam) köyünden tanıdığı Maronitlerin de yardımıyla Livera (Sadrazamköy) köyüne gitti. Zamanla Kormacit (Koruçam) ve Livera (Sadrazamköy) arasında Golya Çiftliği çiftliğinin sahibi oldu ve SADRAZAM diye anılmaya başlandı. Kormacit (Koruçam) köyündeki Maronitlerle yakınlık kurup onlardan destek alarak Livera’da (Sadrazamköy) yaşayan Rumlarla çatışarak, oğullarının da gücünden istifade ederek bölgede etkinliğini giderek artırdı.

Şerife Nene, Golya Çiftliği’ne geldikten sonra bütün ömrü boyunca bir daha çiftlikten çıkmadı. 14 Şubat 1948’de Golya Çiftliği’nde vefat etti. Yorgoz (Tepebaşı) mezarlığına gömüleceği haberini Ayirini (Akdeniz) köyündeki akrabalarına bildirmeye gönderilenler yolda giderken, Ayirini (Akdeniz) köyünde yaşayan oğlu Hasan’ın karısı Havvalı’nın da ayni gün öldüğünü öğrendi. Bu nedenle Yorgoz (Tepebaşı) mezarlığına gömülmek yerine Ayirini (Akdeniz) mezarlığına gelin ve kaynana yanyana defnedildi.

Golya Çiftliği’ne her gelenin derhal karnı doyurulur ve yapacağı bir iş bulunurdu. Şerife Nene, çiftlik dışına hiç çıkmazken SADRAZAM sohbeti ve muhabbeti seven, dost canlısı bir kişilik yapısıyla adanın her tarafını dolaşıyordu. Evlatları ve çiftliğe gelip karnını doyuranlar bütün çiftlik işlerini yaptığından onun içi rahattı.

SADRAZAM, çiftlik işleri nedeniyle evlatlarını okula göndermemişti. Onları çok iyi ata binen ve silah kullanan iyi birer avcı olarak yetiştirmişti. SADRAZAM davranışlarıyla çocuklarına örnek olmuş, vatan ve millet yolunda sır saklamanın önemini göstermiş bu uğurda İngiliz yönetimi tarafından Girne Kalesine hapsedilmişti.

Birinci Dünya Savaşında, İngilizlere esir düşen Osmanlı askerlerinden bazıları Mağusa’ya (Gülseren) esir kampına getirilmişti. Esir kampından kaçan esirlerden üçü, saklanmak ve fırsat bulunduğu zaman Anadolu’ya kaçabilmek için adanın Anadolu’ya en yakın bölgelerinden biri olan Kormacit (Koruçam) bölgesine gelip gizlenecek bir yer ararken SADRAZAM ile karşılaştı.

SADRAZAM, onları çiftliğindeki bir mağarada saklayıp barındırdı. Deniz sahilinden topladığı keresteleri taşıyarak kaçmaları için gizlice bir sandal yapmalarını sağladı. Bir gece kaçmaya karar verilmiş fakat yapılan sandal yüzdürülememiş ve tekrar kıyıya çekilmişti. O gün deniz kenarına tuz toplamaya giden bazı Maronitler sandalı görüp Mirti (Çamlıbel) köyündeki polise bildirdi.

Maronitlerin bu ihbarı Kormacit (Koruçam) köy kahvesinde SADRAZAM tarafından da öğrenilmişti. SADRAZAM derhal sandalın bulunduğu bölgeyi sandalla birlikte yakarak izleri ortadan kaldırmıştı. Esirlerin saklandığı mağaraya giderek durumu anlatmış, onlarla sarılıp vedalaşmışlardı.

İngiliz yönetiminin bu esirler için büyük ödüller koyduğunu çok iyi biliyor fakat içindeki milliyetçilik duygusuyla onları koruyordu. Mirti (Çamlıbel) köyü polisleri sandal ve esirlerle ilgili hiçbir iz bulamamış ve Vali’nin emriyle Girne’den üç kişilik bir ekip bölgeyi kontrol etmek için görevlendirilmişti. Ekip, valinin helikopteri ile Golya çiftliğine gitmişti. (O dönemde insanlar, sadece vali gezdiğinden dolayı helikoptere; valikopter veya valikoptez diyorlardı.) SADRAZAM gelenleri güler yüzle karşılayarak onlara yemek ikram etmek istemişti. Bu maksatla eve girip çıkana kadar gelenler helikopterle ayrılmıştı.

Mirti (Çamlıbel) Polisi olayı daha teferruatlı araştırmaya başlamıştı. SADRAZAM polisin bütün baskı ve tehditlerine rağmen hiçbir şey söylememiş ve İngiliz valinin emriyle Girne kalesine hapsedilmişti.

Daha sonra, esirler Esirler Mağarası bölgesinde bir ihbar sonucu yakalanmış ve İngilizler tarafından Lefkoşa’da Sarayönü’ne getirilmişti. Girne Kalesinden de SADRAZAM ve birkaç mahkum yüzleştirme (tanıtım) yapmak için getirilmişti.

İngilizler esirlere, “Bakın bakalım bunların içinde SADRAZAM kimdir” diye sormuş ve özellikle SADRAZAM’ı işaret etmişlerdi. Esirler, SADRAZAM’ın İstanbul’da sarayında oturduğunu, yaldızlı, sırmalı elbiseler giydiğini ve göğsünün nişanlarla, madalyalarla dolu olduğunu, özellikle de bu çul çaput içindeki adamın SADRAZAM olamayacağını, onu hiç görmediklerini ve tanımadıklarını söylemişlerdi.

İngiliz subayı buna inanmamış ve ayağını setçe yere vurarak sinirli bir şekilde “Hadi dua et ki seni tanımadılar. Şayet tanısalardı seni burada darağacında sallandıracaktık. Şimdi git serbestsin” demişti.

SADRAZAM çok onurlu bir kişiliğe sahipti. Sarma tütün içer, gezip tozmayı, sohbeti ve muhabbeti severdi. Bütün hayatı boyunca hiç doktora gitmemişti. 1948’de ölen Şerife Nene’nin ardından 27 Temmuz 1951’de Mirti (Çamlıbel) Panayırında, dostlarıyla birlikte yer içer eğlenirken aniden vefat etti.

On çocuğunun en büyük ve en küçüğü kız, diğerleri erkekti. Öldüğünde arkasında onlarca torun bırakmıştı. 2014 Yılında yaptığımız soy ağacı çalışmasında SADRAZAM’ın torunlarının 1800 rakamını aştığı görülmektedir. Öldüğü zaman tahminen 100 yaşındaydı. Mezarı Yorgoz (Tepebaşı) köyündedir.

Dedemiz Ahmet SADRAZAM’ın ve bütün atalarımızın Ruhu Şadolsun...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31