İstanbul’da olduğum dönemleri şöyle bir kafamdan geçirdim.

1974-75 yıllarıydı ilk gidişim.

Savaştan çıktım.

Kuzeye, oradan feribot ve Mersin…

Sandala binmiştim.

Dradaya da…

Ama daha büyük bir geminin içini ancak filmlerde görmüştüm.

Gemi değildi gittiğim feribot.

Koltukları bir de dışarıda uzanacağın zemini vardı.

Uyumadan o yolculuk zor biterdi.

Anlamadan bitmişti.

Yıldızlar daha parlaktı o gece.

Gök daha temiz.

Hayat daha sevimli...

Bilinmezdi yaşadıklarımız.

Nereye kadar gideceğimizi bilemezdik.

Önümüzde bir gelecek vardı.

İstanbul.

Ömrümüzün bundan sonrasının ilk adımları orada atılacaktı.

Ve yol uzamadı…

Topkapı otobüs terminalinde durduğumuzda etrafta onlarca çalışır, harekete hazır otobüs vardı.

Hepsi bir yerlere gidecekti.

Hepsi doluydu.

Bu kadar çok araba, bu kadar çok şoför, bu kadar çok insan…

Biz nereye gelmiştik?

Önümüzde Topkapı surları uzanıyordu.

Alacakaranlıktı saat.

Şehir ışık doluydu.

Bizdeki gibi gece, gece değildi.

Gökte yıldız yoktu mesela.

Yerdeki ışıklar onların ışıklarını bastırıyordu.

Surlardan girerken tarih geldi aklıma.

Ve kaç bin yıldır burada diye düşündüm.

Sonra karmaşa.

Apartman hayatı.

Bahçesiz, ağaçsız bir dönem...

Betondan çık, betona gir.

Kimi yerlerde güneş yoktu.

Bazı yerler zindan gibiydi.

Caddeleri ki meşhurdu.

İçinde yürürken doğayı özlüyordum.

Doğayı silip süpürmüştü insan.

Ve kış ayları…

Kömürle ısınmalar.

Vapurların dumanları bacaların isi birbirine karışınca aptal bir yaşam çıkıyordu ortaya.

Ta ki yaz gelene kadar o kirli havayı Türkiye sanmıştım.

Neticede İstanbul 4-5 milyonluk kentti o dönem.

Bugün 20 milyona dayanmış.

Hava kirliliği artacağına eksildi.

Çünkü doğalgazları var.

Tıpkı Londra gibi temiz.

Temiz oldular ama kötü yükselen binalar yine havalarını kesmeye başladı.

Yine bilinmeze doğru gidiyorlar.

Şimdi…

Geriye çekilip öylesine bakıyorum İstanbul’a…

Beğenmediğim o günler ile kıyaslıyorum…

Tramvayları yok.

Troleybüsleri yok.

Yandan kamalı taksileri dolaşmıyor caddelerinde.

Ve çeşmelerinden sular eskisi gibi haftada bir değil her gün bolca akıyor.

Yine de bir şey var ki anlatamam.

İstanbul ölmüş.

 Yanlış yerleşim yerleri, yanlış insanlarla İstanbul’un ölümünü izledim.

1974’ten 2015’lere İstanbul’un bitirilişine tanık oldum.

Kurtulma ümidi var mı demeyim.

İnsan elindeki değerleri bilmezse yitirir.

Değerlerine sahip çıkacak birileri gelene kadar da İstanbul’dan ümit yok.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31