Van’daki deprem faciası, Kıbrıs’ın da deprem kuşağında olduğunu bir kez daha gündeme getirdi. Ülkesel bellekte acı izler bırakan bu depremlere son günlerde göndermeler yapan çeşitli değerlendirmelere tanık olundu.  Kıbrıs’ta tarih boyunca yaşanan deprem felaketlerinin en yakın tarihli olanı 6.1 şiddetindeki 1953 Baf depremidir. 2004’ten sonra Kuzey Kıbrıs’ta görülmemiş bir inşaat patlamasıyla birlikte her yan, dağ taş şantiye alanına dönünce, inşaatların bir bölümünün izinsiz ve denetimsiz yükseldiği saptanır. Kalite kontrolü yapılmayan bu inşaatların deprem riski taşıdığını belirten uzman görüşleri gazete manşetlerine yansır. Uzmanların bu bağlamdaki kaygıları Van depremi dolayısıyla şimdi bir kez daha gündemimizi meşgul etmekte.
  
Baf Kasabası doğumluyum…  Ama 1953 depreminden bir yıl önce, henüz ilkokul ikinci sınıftayken, ailemle Lefkoşa’ya göçmüştüm… Adayı derinden sarsan deprem haberini Lefkoşa’da almıştık… Gerçi Lefkoşa ve diğer bölgeler de sarsılmıştı o depremde ama, en ağır darbeyi yiyen adanın Baf bölgesi olmuştu…
  
1953’ün 16 Eylül’üydü. Bütün Kıbrıs'ı sarsan deprem doğudan batıya doğru şiddetini artırarak ilerledi. Kıbrıs bir anda korkunun kanatları altında kaldı. Deprem hattının batı ucundaki Baf'ta ise korku ve dehşet doruğa tırmandı. Çok sayıda can kaybı vardı. Hasar da büyüktü. Derme çatma barınaklardan oluşan bazı köyler yerle bir olmuş, yardım ulaştırılamayan yüzlerce köylü Kasaba'ya akın etmişti. Aç, susuz ve yaralı insanların istilasına uğrayan Kasaba'nın hali de yürekleri yakıyordu. Depremde hasara uğramayan tek ev yoktu. Köylerin bazılarında taş üstünde taş kalmamıştı.
  
İngiliz müstemleke yönetimi, açıkta kalan ya da hasarlı evlerine girmekten korkan binlerce insana yardım için seferber oldu. Baf Kasabası’nın çeşitli yerine büyük sahra çadırları kuruldu. Kimi imtiyazlı aileler kendilerine verilen özel çadırlara taşınmışlardı. Yüzlerce insanı günlerce barındıran çadır mahallelerinden biri de Mutallo bölgesine, Dr. Albayrak kardeşlerin ailesine ait evin arkasında, “Mavrali” denen geniş araziye yayılmıştı.
  
Deprem haberini alır almaz ailemle Lefkoşa’dan Kasaba’ya yollanmıştık…8 yaşındayken tanık olduğum o çadırlı ve yaslı yaşam silinmeyen bir anı olarak hâlâ belleğimdedir.
  
O dönemin tahta kaportalı otobüslerinden biriyle, kaynayan motoru soğutabilmek için yollarda mola yaparak, ancak 10 saatte ulaşabildiğimiz Kasaba'yı yarı enkaz halinde bulmuştuk.
  
Leymosun’u arkada bırakıp Baf ilçesine girdiğimizde köylerin içinden geçtikçe, gittikçe büyüyen bir facianın derinliklerine dalmıştık. Baf baştan başa kan ağlıyordu. Doğanın indirdiği darbe, Türk'ü ve Rum'uyla her Baflıyı aynı acı kaderde birleştirmişti. Kasaba, ilçenin en büyük yerleşim alanı olduğundan, facianın korkunç yüzü orada daha bir belirgindi.
  
Biz Lefkoşa’dan gelenleri de, kurulan yeşil renkli çadırlardan birine aldılar.. Dedemin, dayımın ve teyzemin çadırları da az ötedeydi…
  
Felaketzedelerin o çadır köydeki yaşamını hâlâ anımsayabiliyorum. Toz toprak içinde koşuşan ve büyüklerinin derin üzüntüsüne anlam veremeyen çocuklar... 2 iri taş arasına kurulan ocaklarda ve açıkta pişirilen yemekler. Büyük kamyonlarla insanlara su, erzak ve sağlık malzemesi taşıyan İngiliz askerleri... Oradan buradan yükselen, depremin ilk sillesinde yakınlarını kaybetmişlerin feryatları... Arada bir yer artçı bir depremle sarsıldığında yaşlıların Tanrı'ya duaya durması.. Kelimelerle anlatılamayacak cehennemi bir atmosfer.
  
Yaşım ilerlediğinde ve hele gazeteciliği de meslek edindiğimde çocukluk anılarımın o ürpertici kesitine ilişkin bilgileri toplayıp arşivimde biriktirmeye özen gösterdim. Arşivimdekileri yazıya döksem 5-6 günlük dizi oluşur. Ama burada kısa alıntılarla yetineceğim.
  
Baf Komiser Muavini A. Papadopulos, 14 Eylül 1953'te Royter'e şu açıklamayı yapıyordu:
  
"İlçenin 135 köyü depremden büyük darbe yedi. 11 köy haritadan silindi. Baf Hükümet Hastanesi yaralılarla dolup taştı. Artık yaralıları Limasol ve Lefkoşa hastanelerine naklediyoruz. Sayısı saptanamayan ölülerin yanı sıra 70'e yakın ağır yaralı var."
  
Royter muhabiri Şaho Gülbenliyan, felaketi yaşayan Evripides Menikef adlı Kasabalı Rum'un sözlerini şöyle aktarıyordu:
  
"Hayatımda böyle korkunç şey görmedim. Ansızın ne olduğumuzu anlayamadık. Duvarlar çatlamaya, çatılar çökmeye başlayınca herkes panik içinde çığlıklarla sokaklara fırladı. Yarı çıplak kadınlar çökmekte olan evlerinden yavrularını kurtarmaya çalışırken, vücutlarını onlara siper ediyor, moloz yığınlarının altında kalıyorlardı."
  
17 Eylül 1953 tarihli “Halkın Sesi”nde doğanın acımasız yumruğunu yiyen binlerce insanın acısına tercüman olmaya çalışan toplum lideri Dr. Fazıl Küçük, İngiliz sömürge yönetiminin tutumundan yakınmaktadır. Küçük'ün gazetedeki siyah puntolu başyazısında Rum köylerine hızla yardım eli uzatılırken, bazı Türk köylerine hala tek bir çadırın verilmemesini ve yüksek rütbeli Rum memurların ulusal ayırımcılıkta bulunmasını eleştirmektedir. Dr. Küçük "Bu konuda bile kindarlık olur mu?" diye sormaktadır…
  
Kıbrıs depremlerin yabancısı değildir. Fay hatlarının sarmalındadır. Depreme karşı toplumsal bilincin geliştirilmesi ve her zaman hazırlıklı olunması gerekir.

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31