Bazı şeyler sanki çok yeniymiş gibi davranıyoruz...
   Örneğin siyasi amaçlı işe almalar... Çok yeni bir şey midir bu?
   Ben küçücük çocuktum, bizim köyde “solcu” gençler işsizdi... Kolej sınavları bile torpilliydi..
   Veya, solcu gençler, “anne babaları UBP’li ya da Denktaşçı olursa” işe alınırdı. UBP’li olmak hep ayrıcalıktı... Denktaşçı olmak adeta zorunluluktu. Olmayanlar zaten “hain” değil miydi?
   Solcu gençler işe alınınca susmak zorundaydı. Ömür boyu konuşma yasağı konurdu.
   “Liyakat” ilkesi bu ülkede tarihin hiç bir döneminde uygulanmadı. Hiç bir şey şeffaf değildi. Hiç olmadı.
   Oturduğu koltuğu “hak edenlerin” sayısı oldukça azdı. Mesela Kamu Hizmeti Komisyonu, kurulduğu günden beri torpil mekanizmasının genel kurmay başkanlığı değil miydi?
   Bu komisyonun bütün üyelerinin TMT’ci, Denktaşçı, torpilci olmaları gerekmiyor muydu?
   Düzen hiç değişmedi...
   1957 yılından beri aynıdır.
   1974 sonrasında farklılaşan, kurulu düzen yöneticilerinin aynı zamanda ganimteçileşmesi ve bunlara yeni ganimetçilerin de eklenmesiydi.
   Kendi hukuk insanlarımızın, örneğin o yıllardaki başsavcımızın ve yüksek mahkeme başkanımızın uyarılarına rağmen, 1974 sonrası “toprak yağmalaması”nı hiçe saydık.
   Başımızda patladı mı?
   Patladı...
   Örneklerden bir diğeri; Mal Tazmin Komisyonu kuruldu?
   Tazmin Komisyonu, başlı başına, “KKTC asla yoktur, hiç var olmamıştır” yorumunun, tarafımızdan kabulü değil miydi?
   Gerçekleri saklayıp, olmayan veya tanınmayan sembollerle idare ettik.
   O dönemlerde sorunumuz yoktu. Çünkü ganimet boldu. Yiyorduk.
   Ayrıca Türkiye’de, tıpkı bizdeki gibi hamaseti çok seven, ülkeyi sembollerle yöneten, mutlu bir azınlık vardı...
   Ancak zaman değişti. Avrupa Birliği’nin etkisinin yanı sıra, Türkiye’deki “İstanbul merkezli ticaret dünyası” ve “Ankara merkezli hamaset dünyası” işbirliği yıkıldı.
   “Atatürkçülük, milliyetçilik, milli dava” gibi önemli kabul edilen değerler değişti... Ticari ve dini çıkarlar daha öne geçti.
   Bunun etkisi kısa sürede Kuzey Kıbrıs’ı da vurdu.
   Kuzey Kıbrıs’ta “Hamasetçi Denktaşçı işbirliği” yerine, ne ilginçtir ki ilk başta “İslamcı – Devrimci” koalisyonu ortaya çıktı... Türkiye’deki ticaret – hamaset iktidarı yıkılıp yerine “yeni müslüman ticaret – ve yeni İslam” iktidarı geldiği anda; bu yeni iktidarın KKTC versiyonunda CTP’nin yer alması, tarihi ihanetlerin zirve yapma noktasıydı.
   Şu anda buralarda farkındayız veya değiliz; “yeni müslüman ticaret ve yeni İslam” iktidarının etkisi hakimdir.
   Bunu eleştirmek ya da kötülemek anlamı çıksın diye yazmıyorum. Hatta eskisinden daha iyi olduğu inancım da var... Ayrı bir konu!
   Sadece mevcut durumumuzu ya da konjektür denen olguyu yorumluyorum...
   Bu topraklarda, yani Kıbrıs adasının Kuzey yarısında, Türkiye’deki iktidarların kontrolünde bir alt yönetim vardır.
   Bu alt yönetimin “nasıl” oluşacağı konusuna, 1957’den beri müdahale ediliyor olması “ilk” değildir; bu gidişle de son olmayacaktır. Tıpkı torpille UBP delegesi veya yakını istihdamının yapılması gibi!
   Bunlardan dolayı Türkiye’yi suçlamanın bir anlamı yoktur.
   Ben suçlamıyorum da...
   Çünkü, Türkiye’nin adadaki varlığının asıl sorumlusu ve hatta temel nedeni; Rum tarafındaki “hamasetçi–milliyetçi” inanılmaz hatalardır... Rum hamasetçi milliyetçi takımının 1974 yılı 15 Temmuz’undaki gibi bazı hataları; mevcut durumun temel nedenleri sıralamasının ilk başındadır... Şu anda kurulu düzenin değişmesi için, Türkiye’nin bir şekilde tatmini hatta tazmini bile gerekecektir... (15 Temmuz darbesini yaparken düşüneydiniz Anastasiadis’çi kardeşlerim)...
   “Türkiyesiz çözüm mümkün değildir” tezi–Rum kaynaklı ve Rum nedenli bir tezdir.
   Ve işte şu anda yaşadığımız her şeyin adı da “statüko”dur...
   Yani, “Türkiyesiz çözüm olmayacağı hali” mevcut durumun da; ta kendisidir.
   Hamasetçi–Denktaşçı kesim geçmişte bundan rahatsızlık duymuyordu. Şimdi, yine duymuyor...
   Ama bu hamasetçi Denktaşçı kesim, ne yazık ki mevcut Türkiye yönetimi ile anlaşamadığı için, ayrı bir huzursuzluk travması yaşıyor ki günümüzde yaşadığımız iç sorunların da temeli buradan kaynaklanmaktadır...
   Sonuç mu?
   Sonuç; “statüko”nun tamamen değiştirilmesi zorunluluktur.
   Eğer değiştirilmezse, “kendi evimizi temizleyelim” mantığıyla hızlı bir şekilde azalan Kıbrıslı Türk Toplumu nüfusu; önce Kıbrıs Türk Toplumu ve kültürünü tamamen ortadan kaldıracaktır... Nüfusu, Maronitlerden ve Ermenilerden daha az sayıya düşecektir.
   Eğer değiştirilmezse, “statüko” Türkiye’nin olası her türlü gelişiminin önünde engel olacaktır. Statüko, Türkiye’nin bölgesel liderliği ve AB üyelik sürecinin önünde engeldir.
   Eğer değiştirilmezse, Kıbrıs sorunu asla çözülmeyecek; bölgede gerginlikler hep var olacak; doğal gaz gibi kaynakların faydalanma aşamasında savaşlar dahi çıkacaktır. Savaş bitiş demektir.
   Eğer değiştirilmezse, işimiz tuğladan zurnadır!
   Statüko nasıl mı değişecek?
   Tehlikeler görülecek... Çıkarlar bilinecek... Tavizler verilecek... Toprak verip siyasi eşitlik talep edeceğiz... Hiç başka da şansımız yoktur...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31