Sistem, içine girip dahil olduğunuz ölçüde sizi benimser.

Sarar ve içine alır...

Sisteme dahil olmak, aslında en güvenlikli seçeneklerden de biridir.

Sistem kalabalıktır… Yalnız kalmazsınız...

Sistem bilinir...

 Ne yapacağınızı düşünmek zorunda olmazsınız. Yol haritanız bellidir.

“Sürüden ayrılanı kurt kapar” deyişi gibi totaliter anlayışı besleyen bir yapı içinde yetişir bireyler. Hepimiz bir yerlere ait olup bir yerlere dair kalarak güvende hissederiz kendimizi.

Futbol takımları, kulüpler hatta partiler ya da evlilikler bu sistemin anahtarlarındandır.

Bu anahtarlar sistem dahilinde kimlik katar insanoğluna. Onu anlamlandırır kimilerine göre.

Ama hedef sistemi değiştirmek, yerine yeni bir şey koymaksa durum farklılaşır. Sisteme ait olarak sistemin içinde kalarak bunu yapamazsınız.

O yüzden bizim yaşadığımız örnekte de olduğu gibi statükoyla yaşayarak devrim yapılamaz.

Oysa belki de bu yaralı coğrafyada en fazla bizim devrimi modası geçmiş bir sanrının ötesinde gerçekliğe taşımaya ihtiyacımız var.

Gündemdeki keşmekeşten biz çok fırsat bulup değerlendiremedik ama Türkiye’de Dersim tartışmalarıyla ilgili yaşanan süreç, aslında tam da statükonun kendisiyle değişim ve devrime dair son derece önemli bir örnektir.

Bir süredir CHP’nin yumuşak karnını keşfedip kendi içindeki tartışmaları fırsat bilen Türkiye Başbakanı Erdoğan, CHP’yi Dersim Katliamı’yla yüzleşmeye çağırıyordu.

CHP’de ise, bırakın yüzleşmeyi, tam anlamıyla devam eden ideolojik kimlik karmaşası ciddi bir yenilgiye dönüştü ve nihayetinde Başbakan Erdoğan Dersim ile ilgili belgeleri yayınladı.

Ve özür diledi!

Devlet adına yaşanan katliamdan ve geçmişin tabulaştırılmış kara bir örneğinden dolayı özür diledi.

Şimdi CHP bu özrün değerini küçültmeye çalışsa ve samimiyetsizlikle suçlasa da karşısındakini, bu sanırım çok anlamlı olmuyor.

Belki iç siyaset malzemesi, belki sırf CHP’yi bir kez daha tertiplemek için ama nihayetinde ağır aksak da olsa demokrasi için son derece tarihi bir adım attı, Erdoğan.

Ne yazı ki, demokrasiyi tam anlamıyla içselleştirememiş Türkiye’de böyle örnekler fazla değil. Durum böyle olunca da nedenler ve samimiyet dereceleri sonuçların gölgesinde kalıyor.

CHP ne yaptı?

Ne yaptığını değil belki bundan sonra ne yapamadığını konuşmak anlamlı.

CHP sistemin dişlileri arasında ezilirken, sistemin dışına çıkamadı.

AK Parti ve Erdoğan siyaseti ise zaman zaman zigzaglar çizse de sistemin dışından gelmenin avantajını hâlâ iyi kullanıyor.

Yani bir anlamda devrim yapıyor.

Dün Star’daki köşesinde Mehmet Altan yazdı bunu. Geçtiğimiz gün yine bir dost sohbetinde aynı benzetme yapıldı.

Belki düne göre bu benzetme daha anlamlı görünüyor artı resmin bütününe bakıldığında.

Bir taraftan Osmanlı emperyalizmi ruhunu içinde barındıran, İslami muhafazakarlığı simgeleyen bir siyasi parti, bir taraftan da solcu geçinenlerin yapamadığını yapıp devrimler yapıyor.

Eğer biz de biraz o sistemin dışına çıkabilsek, karşılıklı özür dileyebilsek, liderliği ilk kez bu kadar güçlü şekilde elinde bulunduran çözümcüler olarak, biraz devrimci olabilseydik, her şey daha farklı olabilirdi.

Kıbrıs sorunu gibi, geleneksel kronikleşmiş sorunlar temel değişiklikler, reformlar ya da bir anlamda devrimler olmadan çözülmüyor.

Kıbrıs gibi kronikleşmiş siyasal sistemler içinde yeni dil yaratmak da sistemle birlikte hareket ederek başarılamıyor.

Üzerinde biraz düşünmek, kendi örneklerimizi incelemek lazım sanırım.



Kaynak: Yenidüzen Gazetesi

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31