8 Mart tarihi tüm dünyada kadınlar günü olarak kutlanıyor. Aslında bu günün anlamı, kutlanmaktan çok anmayı gerektiriyor. Yada öyle olması gerekiyor. Amerika da kötü çalışma koşulları sebebiyle yapılan grevde yaşamını kaybeden kadın işçilere adanmış bir gündür 8 Mart. Fakat günümüzde bir fırsata çevrildi bu gün. Ticari yönü, siyasi yönü, hamasi yönü. Amacını aştıkça aştı. Şimdi yine alışverişler yapılacak, yollarda çiçekler dağıtılacak, devletin üst kademelerine ziyaretler gerçekleştirilecek, güzel sözler söylenecek ve böylece bu gün de gündeme gelme yolunda gerçek anlamını kaybedecek.  

Aslında gündemim daha başkaydı. Ama her ne kadar üstünde durmamaya çalışsam da gündemimizde yer alan konulara gerçek anlamda üzülüyorum. Toplum olarak yaşadığımız onca sarsıntıya rağmen hala daha bir yerde bir şeyler bitmiyor. Sanki bizi üzmek, denemek için üstümüze üstümüze geliyorlar. Bu köşede üstlendiğim sorumlulukla, duygularımla değil, aklım ve mantığımla hareket etmeye çalışıyorum. Ama gerçekten zorlanıyorum. Ve en nihayetinde illallah çekiyorum. Açık ve net bu şekilde yönetilmeyi hak etmiyoruz.

Bu düşüncelerimle 8 Mart kadınlar gününün ne bağlantısı var diye bir düşünceniz oluşabilir. Ama yarın kadınlar günü ve birçok siyasi günün önem ve anlamına haiz açıklamalar yapacak. Yine bildik klasikleşmiş söylemler, boş sözler adeta havada uçuşacak.

Ben Sayın Maliye Bakanımız Ersin Tatar’ın nasıl bir açıklama yapacağını gerçek anlamda merak ediyorum. Bilindiği gibi Sayın Tatar Türkiye gazetelerinden HÜRRİYET’te yayınlanan bir mülakatında Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan kadınlarla ilgili olarak çok ilginç şeyler söyledi.

Özetle şöyle; “KKTC Maliye Bakanı Ersin Tatar vatandaşlarının iş bulma çabasına girmemesinden yakındı; Bizimkiler evde oturup iş bekliyor. Evlere temizliğe giden gündelikçi kadınlar Türkiye’den geliyor. Genelde günde 120 lira ücret alıyorlar. Kimileri 150 lira istiyor. Genelde Türkiye’den KKTC’ye çalışmaya gelen erkeklerin aileleri evlere temizlik işine gidiyor.”

Kimseye ne yapacağını söyleyecek, halimiz ve haddimiz yok.  İşin özünde sorgulanması gereken amacın ne olduğu? Ki düşünce ne olursa olsun Sayın Bakanın bu yaptığı olmadı. Bu tür söylemlerin, polemiklerin kimseye faydası yok. Yapılan konuşmanın ne zamanı nede yeri uygun. Hele bu tür bir düşünce hiç olmadı. Geçim derdinin evleri yangın yerine çevirdiği bu ülkede kimlerin evine temizlik yapacak insanları getirebildiği ortadadır. Bunu genellemek çok büyük bir yanlıştır. Günümüzde her evde kadında, erkekte çalışma hayatının içindedir. Zaten başka türlü ev geçindirmek mümkün değil. Sayın Tatar’ın yanlış anlaşılma durumu oldu diye bir açıklaması var. Ama her nedense her açıklamayı yapanlar doğru yapıyor da, iş kamuoyu da ki etkiye gelince hep yanlış anlaşılıyor. 

Defalarca ayni şeyleri okuyorum. Hatta heceliyorum. Fakat hep ayni anlamı buluyorum.

Şimdi Kıbrıslıların ayda on bin TL maaş aldığını zanneden insanlar, Rum kimliği ve pasaportu vaatleriyle Kıbrıslı gençlerin kandırıldığını düşünen insanlar, bu ülke insanını, dinsiz, imansız maneviyatsız, Rum sempatizanı olarak bilen insanlar bu ayırımcı yaklaşımdan sonra ne düşünecekler? Artık kocaman bir YETER. Bu ülkede kimse sahip, kimse de köle değildir. Kendi halkınızı başka başka yerlerde küçük düşürmeyiniz. Yapmayınız. Yangına körükle gitmeyiniz.

“Diplomasi dili” diye bir dilin varlığına hep inanmışımdır. Öfkeye, heyecana, dolduruşa, kutuplaştırmaya hiç birine fırsat vermeden sorumlulukla bağlantılı bir konuşma şeklidir. Fakat maalesef bu ülkede sorumluluk bilinciyle yapılan hiçbir şey yok.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5