Kültürü oluşturan öğelerden birincisi dil ise, ikincisi de inanç sistemidir, dindir.

Unutulmamalıdır ki, ulusal kimlikten çok daha önceleri, toplumsal aidiyeti sağlayan önemli etkenler olarak; bu iki öğe nerede ise tarihin başından beri vardırlar. İlkel Kömünal Topluluk'ta bile, birliği sağlayan, ortak ata kültü ve ortak dilin yanında,  Pagan=Put=Totem' dir.

Dolayısıyla, kültürün belki de dil kadar önemli bir öğesi olan ortak inanç sisteminin, kişisel kim¬likle ilgisi, kişisel inancın gücü ile doğru orantılı değildir.

Bireyin inançlı olması, inancının zayıf olması ya da olmaması, sonucu değiştir¬mez.

Ortak inanç sistemi, kişiyi belirleyen başlıca özelliklerden biri haline gelir. Birey bilerek ya da bilmeyerek, isteyerek veya isten¬ci dışında, ama mutlaka, mensubu olduğu kültürün dışına çıkamaz.

Max Weber, toplumların gelişiminde büyü, din ve bilim gibi bir yol izlendiğini, ileri sürer! En eski inanç sistemi, büyüdür.

Büyü, Weber’e göre, rasyonel bir amaca varmak için; irrasyonel araçlar kullanma girişimidir.

Yani somut birşey elde etmek için, akıl dışı bazı yollara başvurmaktır büyü.

Din ise, irrasyonel bir amaca varmak için, (cennet, öteki dünya); rasyonel yollara başvurmadır!

Weber, bir inançlar siteminin, din olarak tanımlanabilmesi için, üç özellik içermesini öngörür:

1) Dünya ve evrenle ile ilgili kapsamlı ve bütünlüklü bir keramet iddiasına dayanmalı,

2) Akla dayanan bir metafiziği ve etiği olmalı, 3) Din dışı bir mümin kitlesi bulunmalı!

Bütün evrenle ilgili keramete dayalı bir iddiası olmayan bir inanç sistemi, din olarak yorumlanamaz.

Kendi metafiziğini akla dayalı olarak izah edemeyen ve büyüsel yöntemler, ritüeller ve akıl dışı yöntemlerle “kurtuluş”a varmayı bekleyen bir inanç, din olarak yorumlanamaz.

Ve kendi dinsel kadrolarından başka, dinsel pratiği yerine getirmeden, inananları olmayan (yani, müridi olup da mümini olmayan) bir inanç, din diye yorumlanamaz.

Ve Weber’e bir katkı olmak üzere bir ek de ben yapayım: İktidar ilişkileri, yani öznesi ile nesnesi olmayan bir inanç sistemi de din diye yorumlanamaz.

Sonuç itibarıyla bütün dünyasal dinler, bir biçimde siyasi iktidarı da ele geçirmekle, din haline gelmişlerdir.

Toplumların yeni bir din benimserken, eski dinleri ile ilgili bütün alışkanlık ve inanç sistemlerini terketmeleri, beklenemez.

Dinlerin bugünkü yapılarındaki önemli içiçeliğin yanın¬da, (örneğin: Nuh Tufanı hem Tevrat, hem İncil ve hem de Kur'an-ı Kerim'de vardır... Yasin Suresi, Hz. İsa'ya inanmayı reddeden Antakya'lıları eleştirmekte ve başlarına gelen felâketi Mekkeliler'e örnek göstererek Muhammet yoluna çağırmaktadır) her toplumun dini inan¬cı ve alışkanlıklarında da eski inanç sisteminin kimi kalıntıları yaşa¬maktadır. 

İnançsal kökenimiz, elbette ki bugünkü modern kimliğimizin en önemli birkaç bileşeninden biridir.

Ne var ki bu herkes için de böyledir. Bizden farklı olana saygı göstermeden, kendimize saygı beklemeye hakkımız yok!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31