Göçmen işçilerle ilgili, epey okudum… Epey de yazdım… Ama bilinen bir gerçektir ki bir konuyu görmek, okumaktan evlâdır!

Belki de bir saplantı, duygusal reaksiyondan dolayıdır; ya da düpedüz zamanım olduğunda param, param olduğunda da zamanım olmadığından, denk gelmedi, Kıbrıslı Türkler’in yoğun olarak bulunduğu Londra’yı görmek, bu yaşta nasip oldu. Yazdım biliyorsunuz… Gidip de görünce, Londra ile ilgili fikirlerim de değişti, “Londrez” dediğimiz kardeşlerimizle ilgili olanlar da!

Londra’da yaşayan Kıbrıslı Türkler, korkunç bir eğitim sorunu ile yüz yüzedirler, bilmem farkında mısınız? Çocuklarını İngiliz okullarına gönderseler, ayrıntılarını ayrıca konuşmak zorunda kalacağımız bir kimlik yıpranmasına maruz kalırlar! Çünkü “laik” İngiltere’de ilk okulların çoğu, kilise okuludur! Çocuk bayramı unutur, paskalya kutlamayı öğrenir! Christmas’da burada sergilenen, garagözlüklere kızmadan önce, bunu düşünmek lâzım! Kendi dilini ya öğrenemez, veya unutur! Bizim Türk okullarına gitse, bu defa da yaşadığı topluma yabancı bir garip mahlûk haline gelir ki orada yaşaması olanaksız hale gelir! Ne yapacak? Buradaki tedrisatı değil, modern bir şehirde yaşamanın gereklerini uygulayacak, Türkçe eğitim veren birkaç okul oluşturmak, belki çok zor değil ama bizim buradaki “memur” zihniyeti ile, “talim terbiye” kafası ile bunu başarmak, imkânsız!

O zaman ya çocuk, bir kelime Türkçe bilmeyen ama göğsünde 1950’lerden kalma bir anlayış ile ay-yıldız taşıyan, zaman tünelinde kalmış acaip bir şey oluyor veya 1950 kafası ile güya milliyetçilik eden, Türkçesi bozuk bir insan olarak kimlik bunalımına giriyor…

Mesele bununla sınırlı değil!

Örneğin batırılan KTHY’nin Londra ayağından haberiniz var mı? Bir iddiaya göre, Londra’da 80bin bilet satılmış, parası tahsil edilmiş ama o biletler kullanılamadan, şirket “batmış”! 20 milyon Sterlin tutan bilet paraları, insanlara geri ödenmediği gibi, nereye gittiği de meçhulmüş!

Meselâ, 1958’lerde, Londra Türk Toplumu ve Kıbrıs Türk Toplumu’nun gönüllü bağışları ile satın alınıp, mülkiyeti rahmetli Denktaş’ın emri ile Evkaf’a verilen dernek binası, ezeli ve ebedi başkanının, artık seksen yaşını aşıp, yerine başka aday çıkınca, TC büyükelçiliğinin, “anahtarları bana verin” buyruğu doğrultusunda, peşkeş çekilmek üzere! Çünkü artık para ediyor! Ve yeni aday, eskisi gibi “içerili” değil! Haberiniz var mı?

Faraza, Londra’da yaşayan Kıbrıslı Türkler’in ilk kuşağı, korkunç bir vatan özlemi içinde, adeta bir hasta gibi vücutlarını sürüyerek yaşarlar ama her gelenin iflas edip, beş parasız geri gitmesine bakarak, vatana dönmeye de korkarlar… Ve bunda da haklıdırlar! Biliyor muydunuz?

Kerameti kendiliğinden menkul bir takım adamların, bu insanların adına konuşarak kendi maişet motorlarını çevirdiklerini hiç işittiniz mi?

Memleketimizin sağının da solunun da bu insanları kendi ideolojik saplantıları doğrultusunda kullanmanın ötesinde, onların sorunları ile ilgili hiçbir program üretmek bir yana, bunu düşünmediğinden bile haberdar mısınız?

Daha bitmedi ama yerimiz sınırlı! Ve bu daha yalnız Londra! Kanada’sı var, Avustralyası var…

Gerçekten de dışa sürekli göç veren bir ada ülkesi olarak, bizim bu insanların sorunları ile ilgili bir bakanlık kurmamızda belki de fayda var! Ama bu iş Ejder’e bırakılamayacak kadar ciddi ve kapsamlı… Kim ele alacak?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31