İslam İşbirliği Teşkilatı  (İİT)  ile titrek de olsa  bazı ilişkiler sağlanıyor.  En azından bu konudaki haberleri izlediğimizde KKTC’ye sempati ile baktıklarını sezinleyebiliyoruz. 

Ancak bu sempatinin, Teşkilatın başında ve çok başarılı olduğu söylenen Ekmeleddin İhsanoğlu’nun uğraşları sonucunda ve de yüzü suyu hürmetine mi oluştuğunu yoksa Müslümanlığımızdan  mı kaynaklandığını bilemiyoruz. Bunları bilememek yanı sıra,  siyasi yönden    BM’ler ve AB çevrelerindeki  Rum lobisinin etkinliğine karşı KKTC’ye  ne kadar arka çıkacaklarını da bilemiyoruz… 

Karşımızda, tutun ki Erdoğan’a dolayısı ile Türkiye’ye hayranlık duyan  Müslüman ülkeler  külliyesi vardır. Fakat bu Türkiye hayranlığının, Müslüman ülkelerin bünyesel rejimleri ile uluslar arası siyasetleri dolayısıyle   KKTC’ye hangi  oranda olumlu şekilde  yansıyacağı belli değildir…

…Yukarıdaki onca lafı ise şunun için sıraladık.  Yakın gelecekse İslam ülkelerinden KKTC’yi tanımalarını bellemek mümkün değildir.

O ZAMAN MÜMKÜN OLANLARI YAPMALI:  Zannedersem son zamanlarda gerçekleştirilmeye çalışılan da budur.  Mesela Cumhurbaşkanı Erdoğlu’nun Cidde ziyareti önemli olmalıdır. Öteki Arap ülkeleri başkentlerini de  bu tip üst düzey nitelikli  ziyaretlerle devreye sokmak gerekmektedir.

Dün Halkın Sesi de bu konuyu manşetinde yansıtırken  “KKTC’nin İslam ülkelerinin işadamlarını yatırıma çağırdıklarını vurguluyor, yanı sıra Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı  Hisarcıkoğlu’nun  “bugün pasta küçükken KKTC’ye yatırım yapanlar en büyük kazancı elde edeceklerdir, ancak KKTC bürokratik engelleri kaldırmalıdır”  dediğini de aktarıyordu…

BİR ZAMANLAR YATIRIMLAR YİNE TARTIŞILIYORDU:   Hatırlardadır.  Rahmetlik Sakıp Sabancı KKTC’ye gelmiş,  kendisinden  “yatırım” yapması istenmiş fakat  o,    “ben buz üzerine yazmam”  demişti de memleket ayağa dikilmişti!                               Aslında Sabancı’nın söylediği bu değildi.   “Önce nasıl yatırım yapılmasını  istediğinizi siz söyleyin.  Eteğinizdeki taşları önünüze dökün görelim.  Görelim bilelim biz de ona göre yatırım yapalım”  anlamına gelecek şekilde konuşmuştu ve haklıydı.                   Çünkü hadi KKTC’ye yatırım yap demekle kimseler parasını  “meçhule”  yatırmaz! 

KALDI Kİ:  İşte şimdi asıl soruna geldik.  Ne dedi Hisarcıkoğlu:  Pasta küçükken KKTC’ye yatırım yapanlar kazanacaklardır ama KKTC’de bürokratik engeller kaldırılmalıdır…”   (Yani bu bürokratik engeller konusunda nam yaptık!) 

Sadece bu kadar değil ama:  Hükümet yabancı sermayeyi davet ederken hangi alanlarda ne gibi  yatırımların yapılmasını istediğini söyleyebilmeli,  plan program ve olanaklarla bu isteğini perçinleyecek ciddi devlet basireti göstermelidir.     

YİNE DE YETERLİ OLMAYACAKTIR:  Hükümet bir yandan da  yabancı sermaye karşıtı  muhalif  grupları aşmak zorundadır.  Çünkü  bu “belirli” muhalefet gitgide kantarın topunu kaçırırken Kuzey’i Rum’a peşkeş çekmek pozisyonuna düşmektedir!  Öyle de olunca   KKTC’deki ekonomik büyümeye ve   gelişmişliğe  elinden  barikat çekmeye çalışmaktadır!…

Amaç   Kuzey’i her yönden çaresiz durumlara düşürüp Birleşik Kıbrıs’a rıza gösterecek siyasi zafiyete düşürmektir.      

Şimdi tabi ki TC çevreleri  bu hezeyanları anlar ama İslam ülkeleri anlamaz.  Hele  bazılarının bir ayakları Güney Kıbrıs’ta iken!  Rum’la ticari ilişkiler içindeyken böyle bir Kuzey’e yatırım yapmaları mucize olur! 

UZUN LAFIN KISASI:  Sadece Hükümet’le yahut Ankara ile olmaz.  Bu ülkede önce Kıbrıs Türk halkı olarak devlet olduğumuz inancını tümden beyinlerimize çakacağız ki yatırım yapacakların geleceklerine  güvence verilsin.  Şu anda estirilen siyası hava ise   Kıbrıs’ın yarın bile ne olacağının bilinmediğidir!  Ekonomide buna  “istikrarsızlık”  derler ki hiçbir yatırımcı istikrarsız ortamları sevmez!  Zaten yatırım yapsa da  en kabadayısından “Casinolar”  esamesinde yatırımlar yaparlar! 

**********

SON MODA BİRLEŞİK KIBRIS

Laflamaya Kuzey’in İslam Ülkeleri  yatırımları,   ilişkileri ile başlamışken,  son günlerin  bir yeni siyasi modasından da söz edelim:

Malum yıllardır bu memlekette  “Türkler’le Rumlar kardeş kardeş,  bal kaymak ilişkiler içinde  yaşarlarken nasılsa Türkiye 1974’de Barış  Harekâtını gerçekleştirerek iki halkı  birbirinden kopartıp tarumar etmiştir” yollarında sürdürülen bir fantastik iddia vardır!     Tabı bunu biz söylüyoruz ama karşı cephe ciddi ciddi,  bu harekâtla birlikte kırılan gönülleri,  susan bülbülleri ve de solan gülleri Leyla ile Mecnun gibisi  vuslattan kurtarıp yeniden eski mesut günlerine  kavuşturmak için yıllardır süregelen çok büyük bir mücadele vermektedirler!

Fakat ne yapıp eyliyor,  kapılar açıp Kuzey’den Güney’e,  Güney’den Kuzey’e yollar bağlıyor, birlikte hora tepip  “Türkiye de askeri de dışarı”  diyerek   bağırıyorlarsa da  mümkünü yok tek vatan tek devlet tek yurttaşlıklı Kıbrıs’ı yeniden birleştiremiyorlar!

ONLAR DA NE YAPIYORLAR AMA:  En azından  Güney’deki Rum dostlarına  Kuzey’deki Türk köylerinin,  bölgelerinin,  kasaba ve kentlerinin,  derelerinin dağlarının  eskiden kullanılan Rumca adları ne idiyse  şimdilerde aynen  öyle söyleyip yazarak Güney’deki Rum halkına dostlukları nişanesi olarak hediye ediyorlar!                                                

Zaten  Rum halkı da  “bu ada  dün de Helen’di,  bugün de de Helen’dir,  yarın da Helen olarak kalacaktır”  demiyor mu?    İşte ispatı!  Artık Kuzey’de her bir yerin Helence adı ne idiyse yine ve iadei itibarda  öylecene yazılıp söylenmektedir!..  Dolayısıyle şimdi ve   hep beraber hadi tekrarlayın bakalım çocuklar:   “Bu ada Helen’dir Helen olarak kalacaktır…”  Afferim size.  Çok güzel söylediniz!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31