Herhangi bir sorunu tartışırken yapılabilecek en önemli yanlış, ele alınan meseleyi, kendi koşullarından soyutlayıp, evrensel koşullardaki ilkeleri ezbere tekrarlayarak, çözüm aramaktır! Her durumun kendi koşullarını, evrensel ilkelere kıyaslayarak çözüm bulabilirsiniz! Sorunu tanımlarken, evrensel ilkeleri kullanabilirsiniz! Ama uygulanabilir bir çözüm önermek için, konunun kendi koşullarının, evrensel ilklere göre durumunu taspit edip, o sorunu anlamayı denemezseniz; kitaplarda yazılı evrensel çözümlemeler, hazır reçeteler sizin derdinize derman olamaz!

Bu gerçeği ilk defa, 1990’larda Lidra Palas’ta Rum dostlarla Kıbrıs Sorunu’nu tartışırken farketmiştim. Çeyrek asır oluyor… Evrensel kurallarla baktığınızda, Rum dostlarımızın tezi son derecede tutarlı ve doğru gibi görünüyordu! Onlara göre, BM üyesi, “bağımsız” bir devletin vatandaşlarının bir kısmı, etnik kökene dayalı olarak baş kaldırmış; kendi anavatanlarını yardıma çağırmış, o da gelip, bağımsız ülkenin %36’sını “işgal” etmiş, orada yaşayanları bir biçimde kovmuş, yerlerine nüfus aktarmış, mallarına mülklerine el koymuştu! Sorunun çözümü için, “işgalci”nin pılısını pırtısını toplayıp gitmesi; baş kaldıran o “azınlık”ın da boyun eğmesi, yeterdi!

Soyut olarak konuştuğunuzda, son derecede tutarlı ve doğru gibi görünen bu tahlil ve çözüm önerisi; doğru değil, biliyorsunuz! Neden? Çünkü olayın kendi koşullarından soyutlanmış, kitaplarda yazılı soyut ilkelere göre tanımlanıyor! Ayrıntıları bilmeyen dünyaya makul gibi gelse de sorunun çözümüne hiçbir katkısı yok, zira doğru değil… Etrafa kimin haklı, kimin haksız göründüğünün de hiçbir önemi yok…

O zamandan beridir, hele mektep kitaplarında yazılı görüşleri okurken, hayatın gerçeği, yerel koşullar ve yerel gerçek ölçeğine vurmadan, salt kitapta yazılı çözümler arasından gerçek bir çözüm çıkacağına inanmamayı öğrendim!

Lâfı nere getireceğim? Yüksek Faiz politikasına… Bakın adı üstünde “Politikası”! Politikadır bu, ekonomi değil… Öncelikle, söyleyeyim ki: Meclis yasa yapma yetkisini, başka hiçbir kuruma devredemez! Çünkü hem halktan o yetkiyi o talep edip almıştır ve hem de anayasada yazılı olmayan bir yetkiyi, hçbir kurum ya da kişi kullanamaz! O bakımdan bizim Merkez Bankası Yasamız, yalnız anayasamıza değil, genel hukuk konsepti ve muşruiyete de aykırıdır! Çünkü meclis, faiz oranlarını belirleme konusunda yasa yapma yetkisinden o yasa ile fiilen vazgeçmiş, kendi yetkisini bir özel şirket olan Merkez Bankasına devretmiştir. Buna yetkisi yoktur! Yüksek Mahkeme 2007 yılnda aldığı bir kararla bu durumu saptadığı halde, gereği de yerine getirilmemiştir! Şu andaki durum, yani faiz oranlarını Merkez Bankası’nın belirlemesi, hem yasal değildir, hem de meşru değildir! Gayri meşrudur… Olmayan bir yetkiyi kullanarak belirlenen faiz oranları da meşru değildir, bırakın yasal olmayı…

Bu duruma karşı, Merkez Bankası’nın sayın başkanı, doğru gibi görünen bir önermeyi ileri sürüyor: “ Siyaset ekonomiye karışmamalı, faiz oranlarını da Pazar koşulları belirlemeli!” Kitaba göre doğru! Ama burada yanlış!

Yarın da bu konuyu ele alalım!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31