Mutlak gerçeğin, insanın dışında bir yerde durduğu ve insanın ona vakıf olmasının mümkün olduğu görüşünü ilk defa ortaya atan düşünür, Platon’dur. Bertrant Russel ise “ Batı düşüncesi, Platon’a düşülen dipnotlardan ibarettir” der. Platon’un gerçek hakkındaki öngörüsü, batı zihniyetinin temellerinden birini oluşturmaya devam etmektedir. Bu öngörü daha sonra dinler tarafından da teyid edilmiştir. “Gerçek, Tanrı kelâmıdır”... Hristiyanlığın bu önermesine karşılık, İslâm’da da dini kademelendirmenin, “ şeriat, tarikat, marifet, hakikat” biçiminde oluşması, İslâm düşüncesinin de gerçeği tanrıya bağlamasının zemini olarak sunulabilir.

19. yy’da doğal bilimler örnek alınarak toplumsal bilimler gelişirken, doğal bilimlerde kullanılan yöntemlerin uygulanmasıyla, “gerçeğe” ulaşılabileceği varsayılmıştır.

Oysa doğal bilimlerin gerçeği bile göreceli olup, mutlak bir gerçek yoktur. Örneğin su yüz derece santigrat ısı ile kaynamaz. Ortamda 76cm. cıva basıncına eşit bir basıncın da olması gerekir. Basınç değişirse, kaynama derecesi de değişir. Ve üstelik, bu da gerçek değildir. Çünkü bu “gerçek”, sadece dünyada böyledir. Uzayın başka yerlerinde bambaşka olabilir. Suyun kaynaması gerçeğinin bizim bildiğimiz kısmının acınacak kadar küçük bir ayrıntıdan ibaret olduğunu, söyleyebiliriz.

Sosyal bilimlerin gerçeği, doğal bilimlerinkine oranla çok daha esnek ve değişkendir. Kültür alanında, nesnel hiçbir şey yoktur. Kültürel yaşamda, her toplumun kendi gerçekliği vardır. Bunu belirleyen ise maddi/ manevi egemenliktir.

Jenkins:

“Hakikat... bir söz sanatıdır” diyor.1 “Gül sözcüğünde, ne kök, ne yaprak ne de diken vardır. Pembe, kırmızı ve sarı da değildir. Koku da vermez. Kendi başına tamamen keyfi, boş bir işarettir.”2 Sözcükler ile gerçek arasında, insan zihnine ihtiyaç bulunmaktadır. İşin içine insan girince, gerçek de öznelleşmektedir. Foucault “ Her toplumun, hakikate ilişkin kendi politikası vardır: … Hakikat, bir hakikatler rejimidir.”3 diye yazıyor.

“Hakikat ile hata, kutupsal karşıtlıklar içinde devinen düşüncenin bütün belirlenimleri gibi, ancak son derecede sınırlı bir alan için mutlak bir geçerliliğe sahiptirler... (Bu) dar alan dışında… karşıtlığın iki kutbu, kendi terslerine dönüşürler, hakikat hata, hata da hakikat yerine geçer.”4

“Her çağın egemen düşünleri, her zaman egemen sınıfın düşünü olmuştur.”5

Ve Jenkins ile konuyu kapatalım:

“ Hakikat... özgürlük korkusudur.”6

 

1 - Jenkins, Keith. Tarihi Yeniden Düşünmek, Dost Yayınları, Ankara: 1997

s.42

2 - George Steiner. Zikr. Jenkins age s. 43

3 - zikr. Jenkins age s. 44

4 - F. Engels, Anti Duhring s. 163

5 - K. Marx-F. Engels, Komünüst Manifesto, s. 50

6 - age s. 44

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31