Mangalda hiç kül bırakmıyorduk. Dört bir yanı bayraklarla da donatıyorduk… Hele o törenler…

Hatta “hasta olduğunu ya da hasta doğduğunu mu düşünerek; bilemem” “kurtarma veya koruma dernekleri de kuruyorduk…

Şimdilerde ise “Tayvan”dan söz etmeye başladık…

KKTC’den bahsediyorum.

Hani sonsuza dek yaşatılacaktı?

Tayvanlaşma ne oluyor?

Yoksa Rum tarafına sünnetçi korkusu mu veriyoruz?

Kendi ellerimizle, göre göre, bile bile AB üyesi yaptığımız “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin bundan çekineceğini mi hesaplıyoruz?
Yapmayın, etmeyin Allah aşkına!

Amaç “Tayvan”laşmaksa, hiç gerek yok; olduğu gibi devam edelim… Her türlü alavere ve dalavereyi çevirelim, zaten bu ülkeyi kumarhane ve benzeri yerlerin cenneti haline dönüştürmüşüz; o benzeri işleri daha da yaygınlaştıralım; bol uyuşturucu, bol seks; dünyanın ne kadar zengini varsa, buraya çekeriz; olur biter…

Dökersiniz önerine kokaini; kadın ticareti zaten yasallaştı; gelsin gitsin paralar… Oldu mu ya!

Amaç maddiyat mıydı, maneviyat mıydı?

“Kurduğumuz devleti satmayız” falan deyip, Rumları tek başlarına AB üyesi yaparken nerelerdeydiniz?

Tayvan olmak o kadar kolay da değil üstelik.

Bizim, gerçekten kumar ve uyuşturucudan başka pazarlayacak başka “mal”ımız yok ki!

Turizm falan demeyin sakın. 36 senede ne yaptık turizm adına?

Kumarhanesi olan otellere gelenlerin dışındaki turist sayısı, anneme gelen misafirlerden azdır…

Tayvan, teknolojisiyle dünyayı sallamış bir ülkedir oysa… Tayvan Mucizesi denen bir olay vardır. Asya Kaplanları denen Singapur, Hong Kong ve Güney Kore ile birlikte yarattıkları inanılmaz teknolojik kapasite ve başarı söz konusudur.

KKTC’den vazgeçtiğimiz açık…

Milliyetçi örgütlerimizden tık yok.

Türkiye, “beş Türk devleti” diyerek toplantı yapıyor biz yokuz.

“Altıncıyı da Allah nasib ederse davet edeceğiz” diyorlar; bakıyorum bu altıncı da Özbekistan! Biz yine yokuz.

Hani KKTC?

Neden aldatıldık bunca yıl?

KKTC ilan edildiğinde, 16 yaşındaydım, 46 oluyorum; 30 senemi neden çaldınız ki?

Kim verdi size bu hakkı?

Ne mi yapmak lazımdı?

Hemen söyleyelim…

İleriyi görebilmek lazımdı.

KKTC’nin olmadığını, olmayacağını, kendi kendimize törenler düzenlemek dışında işler de yapılması gerektiğini söyleyenlere güvenmemiz gerekiyordu.

Hristofyas, “Türkiye hükümeti yetkilileri ile görüşmek istiyorum” dediğinde kızıyoruz.

Ama, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın dahi, Hristofyas’a, “Ekselansları Kıbrıs Cumhurbaşkanı” diye hitap etmek zorunda olduğunu görmemezlikten geliyoruz.

“Gelin taviz verelim ve bir anlaşma olsun” demeyeceğim. Ama, anlaşmayı zorlamamız gerektiği ortadadır.

Hiçbir Kıbrıslı Rumun, bizim kadar çözüme ihtiyacı olmadığı apaçık ortadadır.

“Bizi silah zoruyla kovdular” dedik; dünyanın tanıdığı bir devleti onlara terk ettik.

“Kendi devletimizi kurduk, sonsuza kadar yaşatacağız” dedik; bunun yalan olduğunu bile bile; yıllarımızı yedik, tükettik…

Şimdi Tayvanlaşalımlardayız!

Çözüm kaçınılmazdır.

Tayvan, Singapur, Hong Kong ya da Güney Kore değiliz…

“Olacağız, iddialıyız” diyorsanız, müzakereleri kesin…

Meydana çıkın görelim ya da meydan okuyun…

Daha kaç yıl bekleyeceğiz? Daha ne kadar tükeneceğiz?

Son günlerde, kaçınız Lefkoşa’da sokağa çıkıp dolaştı?

Kaç kişi kaldık selamlaşan?

Not: Bu yazı 23 Eylül 2010 tarihli KIBRIS Gazetesi’nde yayınlandı… Bir şey değişti mi sizce?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5