En ılımlı açıklama Türk müzakereci Derviş Eroğlu’ndan gelmesine karşın, geçen pazartesi gün yapılan görüşmeden sonra, çözüm arayışlarının iyiden iyiye sarpa sardığının belirtileri kamuoyunun yüzüne karşı fışkırdı.
  
Eroğlu’nun “Görüşme biraz tartışmalı geçti” açıklamasının yanına Rum görüşmeci Dimitris Hristofyas’ın ve BM temsilcisi Alexandr Downer’in oldukça olumsuz sözlerini koyduğumuzda, durumun havanda su dövmenin de ötesine geçtiğini ve havanın dibinin delindiği söyleyebiliriz. Eroğlu, çözümü içtenlikle isteyen tarafın sözcüsü olduğu için ılımlı konuşmaya özen gösterdi.
  
Pazartesi görüşmesinden önce de Eroğlu’nun “BM Genel Sekreteri Ban, Kıbrıs sorununa çözüm bulunamayacağını Ocak zirvesinde görecek” şeklindeki açıklaması beyinlere çengel atmıştı.
  
Ocak zirvesini fazla umuda kapılmadan bekleyelim. Ve asıl Birlemiş Milletlerin de havlu atmak zorunda kalacağı o zirveden sonra neler olabileceğinin yorumlarını yapmaya başlayalım. Dibi delinmiş havanın artık su dövmeye de tahammülü yok!..
  
BM Genel sekreteri Ban, örgütünün yıllardan beridir siyasal çözüm konusunda elinden geleni yaptığının ve bir noktadan sonra artık tarafları “ne halleri varsa görsünler” moduna terk edeceklerinin sinyallerini vereli çok oldu.
     *       *       *
  
Zamana oynama taktiğini hiç terk etmeyen Rum tarafı, Kıbrıs Türk halkının diz çöküp Rum otoritesine biat edeceği eşref saatinin gelmesini beklemektedir. Boşuna bir bekleyiştir bu. Kıbrıs Türk halkı varlığını Rum hegemonyası içinde eriten bir zilleti göstermeyecektir. Uzlaşmaz Rum tarafı, Türk tarafının yaşama geçireceği yeni seçeneklerle yüzleşecek ve yine saçını – başını yolacaktır.
  
Hristofyas acayip açıklamalarıyla hem sol felsefeye ve hem de insan haklarına ters düşerken, Türk tarafının zillete karşı direncini büyültmektedir. Hristofyas’ın mantığına göre Kıbrıs Türk halkı ancak adanın genel nüfusunun dörtte biridir ve haklardan da buna göre yararlanmalıdır. Siyasal ve demokratik eşitliği şiddetle reddeden ve Türk halkına azınlık yaşamını dayatan bu zihniyet, Kıbrıs olayını Londra ve Zürih antlaşmalarının da çok gerisine götürmektedir.
  
Kıbrıs Ortaklık Cumhuriyeti’ni Türklerin terk edip gettolarına kaçtıklarını iddia edenlerin kulakları çınlasın!.. Bugün oldu hâlâ Türk halkını eşit ortaklığa layık görmeyenler 48 yıl önce mi layık görmüşlerdi?
     *       *       *
  
Hristofyas mantığı öyle buyurduğuna göre Kıbrıs Türk halkı nüfusunun asla dörtte birinin ötesine geçmemesi için radikal bir doğum kontrolü mü uygulamalı?..
  
Bizi bu soruyu sormak zorunda bırakan Rum zihniyeti utanmalıdır.
  
O zihniyet ki, devamlı olarak Rum halkını çocuk yapmaya teşvik etmekte ve doğan her çocuğu birtakım sosyal haklarla ödüllendirmektedir.
  
O zihniyet ki, kendi devletinde yeni vatandaşlıkları pervasızca verip Güney Kıbrıs’ın nüfus yapısını habire çıkarına göre bozarken, sürekli olarak Kuzey’deki nüfus hareketleriyle kafayı bozmakta ve feveran etmektedir.
  
O zihniyet ki, yakında çıkaracağını hayal ettiği petrolün ve doğal gazın nimetlerinden yararlanmak isteyen Türklerin Rum otoritesini kabul etmesi gerektiği şantajını yapmaktadır.
  
21 Aralık’ta Kıbrıs sorunu 48’inci yılına ulaşacak.
  
Rum zihniyet eğer sağlıklı ve verimli olsaydı Kıbrıs sorunu doludizgin 48’inci yılına ulaşmaz ve bu ülkenin insanları bu kadar acı çekmezlerdi.
  
Kıbrıs Türk halkı siyasal eşitlikten ve bu eşitlik çerçevesinde insanca yaşamaktan başka bir şey istemiyor. Bu çağdaş ve evrensel isteğin Rum tarafına batan nesi var ki?..

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31