Bütün kelimelerin sustuğu bir anda adının ilk hecesi girdi odamda içeriye.
Suskular, okşarcasına sinmişti is kokan duvarlarıma. Ilık bir nisan esintisi pencereme kondu şimdi.
Bu zillet gecede satırlarıma işlenmek için; dağınık bir ömür ve bedbin bir sevda bekliyor kalemimin ucunda…
Yari beklemeye gücü yoksa insanın, en çok yağmuru bekliyor. Oysa ben ne zaman sevdalansam bu kentte; bulutlar hep transit geçiyor. Bulutlar geçip giderken, ilk görünen yıldızdan düşer mi bir damla yağmur ya da geçmişimde saklı sağanaklar ilişir mi bekleyişlerime?
Kentim; yine acıtan bir iklimde, acınası imgelerle, yüreğimin iniltilerine uçurumlar döşüyor… Anne, çocuk ve ölüm… Satırlarımın değişmeyen motifleri. İçindeki zehri boşaltmak için bir anne. Bir çocuk, acıyı tatmamış yanı sevdanın. Ve ölüm, gömmek için acıyı…
Sustum; sevgilinin hayali dumanlar gibi dağılıyor gözlerimin önünde. Konuştum; sesimi duyabilecek bir sevda henüz doğmamıştı. Elimi uzattım; nafile! Tutunabileceğim sevgili yoktu…
Gözlerim, dokunmayı bilmediği sevdanın, yanaklarla sevişen yaşlarının gece nöbetinde şimdi. Her nöbetin bitimi bütün uykuların başlangıcıdır ve her uyku uyanışla biter… Uyanmak, tüm kainat tek bir ağızdan tek bir kulağa, sevdanın olmayışını fısıldadığı halde uyanmak. Mutlak sonu bilsem de yine de uyuyacağım; ama anne n’olur beni uyandırma. N’olur bir kerecik uyandırmadan al ruhumu ölüm meleği…
Önce bir intihar sonra da bir ağıt yakan kiralamalıyım. Af edersiniz! Sizde az kullanılmış bir intihar bulunur mu? Peki ya Kaknüs kuşu… Hani şu çalı çırpı toplayıp, ortasında kanat çırpıp, oluşturduğu ateşin içinde kendi ağıtlarıyla kendi yaşamına son veren kuş… Bulunmaz değil mi? Olsun… Hem zaten ne zaman ölmek istesem, ölümden ürken çocuk yanım; ama sen hiç sevdaya dokunmadın ki der. Aldırma satırlarımı süsleyen intihar sevdasına, henüz vaat edilmiş hicrete hazır değilim ölüm meleği…
Ve Hayat!! Ne kadar zorlasam da yüreğimi senle barışık olmaya, içinde barındırdıkların, bir mezarda ebedi inzivaya zorlar bedenimi. Biliyorum hep çelişmekteyim kendimle; ama Hayat! Ne yapabilirim ki; kime sevdalansam, marifetmiş gibi acı biriktirir ömrüme. İşte bundadır ömrümün ölüme hasreti… Senden istediğim bir yol değil sadece bir durak… Durakta bekleyen ölüm mü olmalı yoksa sevda mı?
Ey Hayat! Benimle oynama; durakta bekleyen sevda da olsa, bilirsin bende bütün vuslatlar ölüme çıkar…
Yorgunum…
En çokta senden durgunum.
Genç bir bedende gizlenmiş asırlık bir yalnızım. Hüzne bulanmış bir sevdanın,en kara sokağında duran bir deliyim…
Evet, ben bir deliyim; çığlığım sadece kendi içimi yakar…
Gece bitmeli…
Bir yudum güneş… Sevgili, saçlarının karasıyla küstürme güneşi aydınlığıma.
Karartılmışlığıma bir mum yak ya da çek saçlarını güneşimden. Aydınlığa tezat olsa da pesimistliğim yine de en çok karadan korkarım. Renkli bir hüzün istese de çocuk yanım, sevgilinin en güzel taşıdığı renktir kara… Ve beyaz; acıyla kirletilmeye müsait bir kağıttır sadece…
Düşlerim, düşüşlerim oldu bu gece. Sabahı müjdeleyen ilahi çağrı… Uyumalıyım, belki ölüm meleği uykumda ruhuma konar. Bitmeliyim… Önce gözlerinde ölmeliyim sonra telif hakkı sana, telef hakkı herkese ait bu sayfaya gömülmeliyim…
Bütün kelimelerin bittiği bir anda adının son hecesi kanatlandı odamdan…
Ölmeliyim sevgili...

 



Hayat der ki…


Hayat der ki; sevdiğin insanda arayacağın ilk şey iyi niyet olmalıdır. O
yoksa başa özelliklerinin anlamı kalmayacaktır çünkü.
Hayat der ki; dost dediğin sadece kötü gününde yanında olan değildir, aynı
zamanda sevincine de en az senin kadar sevinebilendir.
Hayat der ki; başarmak için sıradan olandan ayrılmak zorundasın. Bırak
insanların karşı duruşunu, doğru bildiğine sarıl ısrarla.
Hayat der ki; daha önce görmediğin biriyle karşılaştığında ilk dakikalara
dikkat et. O insanın pozitif ya da negatif enerji veren biri olduğunu
anlayacaksın.
Hayat der ki; yaptığın seçimlerden dolayı başın derde girerse eğer, ilk
suçlaman gereken kişi sensin. Sızlanmak ve başkalarını suçlamak yerine, hatanı
bulmaya çalış.
Hayat der ki; bir yıkımla karşılaştığında yas tutma. O yıkımı, ne yap et
öğretmenin haline getir.
Hayat der ki; hayvan sevmeyen insanlardan uzak dur. Doğal ve güzel olanı
sevemez onlar çünkü.
Hayat der ki; insanlara kendini defalarca anlatmak zorunda kalma. Ya oradan
ayrıl ya da bildiğini oku.
Hayat der ki; hedeflerin konusunda kararlı ol. Engelleri düşünme. Ya bir yol
bul, ya bir yol aç.
Hayat der ki; içgüdülerinin sesine çok iyi kulak ver. Unutma ki, onca hayvan
türü onlar sayesinde varlığını sürdürüyor milyonlarca yıldan beri.
Hayat der ki; kendini saygın bir birey haline getir. Aksi takdirde, boşuna
beklersin başkalarının sana saygı duymasını.
Hayat der ki; başına bir şey geldiğinde, neden başkalarının değil de benim
başıma geldi bu iş diye sızlanma, durduğun yere bak...

 




Bir kadının en güzel yeri…

Henüz kırılmamışsa kalbidir.
Kırılmışsa, ıslak bakan gözleri…
Artık ağlayamıyorsa, dudağının kenarına yerleşmiş hüznü.
Hüznü bile hissetmiyorsa artık, buz tutmuş parmakları.
Isınmıyorsa, konuşmuyorsa ve artık hiç gülmüyorsa…
Anılarda kalmış çocukluğudur.
Ama muhakkak tatlı bir yeri vardır kadının.
Yeter ki ona, severek bakan bir çift göz olsun üstünde.
Kadın, sevenine gösterir, severek gösterir sakladığı tadı...

 


 


Şair


Yıllar önce bir genç delicesine aşık olmuş. Sonunda bir
gün sevdiği kıza açılmış ama reddedilmişti.
Aradan seneler geçmiş genç aşkından yazdığı şiirlerle ünlü
bir şair olmuş.
İsmi duyulmuş, namı yayılmış.
Sevdiği kız bir zamanlar kendisini seven gencin namını
duymuş ve kocasını da yanına alarak adamın yanına gitmiş
ve şöyle demiş:
-“Beni tanıdın mı?”
-“Tanıyamadım.”
Kadın ısrarla tekrar sormuş:
-“İyi bak tanımadın mı?” demiş
Adam gerçekten de tanıyamamış:
-“Tanıyamadım.”
Bunun üzerine kadın:
-“Sen seni şair edeni nasıl tanımazsın.”
Adam da bunun üzerine sinirlenerek:
-“Mademki keramet sendeydi, yanındaki neden şair olmadı.”

 




Kıssadan Hisse


Üç filtre testi


Eski Yunan’da, Sokrat bilgiyi saklaması sebebiyle saygıdeğer bir ün yapmıştı…
Bir gün bir tanıdık büyük filozofa rastladı ve dedi ki,
-“Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?”
-“Bir dakika bekle” diye cevap verdi Sokrat.
-“Bana bir şey söylemeden evvel senin küçük bir testten geçmeni istiyorum.”
-“Buna üçlü filtre testi” deniyor.
-“Üçlü filtre?”
-“Doğru” diye devam etti Sokrat.
-“Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre
durup ne söyleyeceğini filtre etmek, iyi bir fikir olabilir. Bu ona 3 filtre testi dememin sebebi.”
Birinci filtre;
-“Gerçek filtresi.”
-“Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin?”
-“Hayır” dedi adam.
-“Aslında bunu sadece duydum ve”
-“Tamam” dedi Sokrat;
-“Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun.
Simdi ikinci filtreyi deneyelim”
-“İyilik filtresini.”
-“Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi bir şey mi?”
-“Hayır, tam tersi.”
-“Öyleyse” diye devam etti Sokrat. “Onun hakkında bana kötü bir
şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin. Fakat
yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı.”
-“İşe yararlılık filtresi.”
-“Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı?”
-“Hayır, gerçekten değil.”
-“İyi” diye tamamladı Sokrat.
-“Eğer, bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe
yarar, faydalı değilse bana niye söyleyesin ki?”

 

 



Günün Fıkrası


Aşk elbisesi



Fadime kızını evermiş, düğünden sonra bir hafta geçmiş ses yok. Ula ha punlarin sesi soluğu çikmiy, pen pugün bi dolanacağum demiş; yeni evlilerin kapısını çalmış… Kızı kapıyı açmış ki ne görsün kadın, kızı çırılçıplak:
-“Uyyyy ha pu nedur uşağum? Ayuptur da!”
Kızı: “Aaaa ne kadar geri kafalısın anne, bu aşk elbisesi…”
Kadın töbe töbe diye içeri seğirtecek olmuş bakmış damat geliyor:
-“Ooo anne hoş geldin?”
Kadın yüzünü gözünü nereye kaçıracağını bilmiyor, çünkü damat da anadan üryan.
-“Pu ne rezulluk diyecek olmuş,”
Damat hemen: “Aaaa ne kadar geri kafalısın anne bu aşk elbisesi” demiş.
Çaresiz Fadime bir koşuda almış soluğu evde.
Almış Fadime’yi bir düşünce.
Acaba demiş, gerçekten ben geri kafalı mıyım?
Sonra yatmış aklına.
Üstünde başında ne varsa soyunup dökünmüş.
Başlamış evde çıplak dolaşmaya.
Akşamüstü kapı çalınmış, Fadime, bakmış ki camdan Temel, saçını başını düzeltmiş, açmış kapıyı.
Fadime’yi bu halde gören Temel’in gözler yerinden fırlamış:
-“Ula ne dur bu, gafayi mi yedun da?”
-“Hıh” demiş Fadime Temele, “Ne gadar geri gafalusun, ha bu aşk elbisesidur da.”
Temel şaşkın cevaplamış:
-“Ula ütüleseydun bari..”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31