Biz doğduk doğalı bu Kıbrıs Sorunu ile uğraşmaktayız ya? Vaktin birinde, gene böyle toplumlararası görüşmeler yapılıyordu…

Biri ene çeker, obürü göne…

Belli anlaşamayacaklar…

O zamanlar görüşenler,  Rauf Denktaş ile Glafkos Kliridis… Geçmiş zaman unuttum galiba görüşülen, Gali Fikirler Dizisi idi…

Ya da Perez de Cuellar Belgesi…

Bilindiği gibi, Cuellar Belgesi, bizim tarafta kabul edilip, mecliste de bütün partilerin oy birliği ile onaylandıydı!

Rum tarafı kabul etmedi… 

Galli Fikirler Dizisi’nin 100 maddesinden 93-94 tanesini de bizim taraf kabul ettiydi…

Kalan birkaç madde yüzünden reddedildi...

Red sebebi de Lefkoşa Uluslararası havaalanı’nın işletilmesi ve Maraş’taki bir caddenin kime ait olacağı konusundaki anlaşmazlıktı…

Dışarıdan bakınca, sanki de Maraş’taki birkaç metrelik bir cadde yüzünden reddedilmiş gibi görünse de aslında tartışılan Mağusa Limanı’na giden yolları kimin kontrol edeceği idi… 

Doğal olduğu üzere, anlaşılamadı…

Ama kabak da Denktaş’ın başına patladı…

“Üç metre yüzünden anlaşmayı reddeden Mr. No”ya adı böyle çıktı…

O günlerde, Güzelyurt’ta bir arkadaşım, hevesle beklediği anlaşmanın bir türlü gerçekleşmemesi üzerine, “Ulan” dedi, “bunları ikisini da bir odaya koyacan!

Bir da gırbaçlı arap…

Ta ki seyirirler, vuracan… 

Bakayım anlaşırlar, yoksa anlaşmazlar!

Te anlaşsınlar, allah yarattı demeyecen!”

Yıllardır her anlaşmazlıkta, o arkadaşın bu müzakere yöntemi önerisini hatırlar, gülerim…

Gerçi BM Genel Sekreteri’nin  rengi tutmuyor, Koffi Annan zamanında olsaydı, bizim arkadaşın önerisine daha da uyardı ama öyle görünüyor ki kabak Eroğlu ile Hristofyas’ın başına patlayacak…

İleri sürülen ve yalanlanamayan söylentilere göre, Ekim ayında her iki lider de ABD’ye çağrılıp, Long İsland’da bir çiftliğe kapatılacaklarmış!

Telefon, internet şu bu hiçbirşey yok!

Dış dünya ile iletişim yok!

Anlaşmadan dışarı çıkmak da yasak!

Bunlar, ikisi de hasta adamlar! Hristofyas’ın bir böbreği var o da nakille takılmış!

Eroğlu’nun kalbi, allah korusun ikide bir teklemekte… 

Bu ne biçim bir “baskı”?

Bizim arkadaşın müzakere yöntemine, BM ve dolayısıyla dünya egemenleri de mi hak verdi sonunda?

İşin doğrusu şu ki; bu adada birlikte yaşanan üç yüz yıl, burada ortak bir kimlik oluşmasına elvermedi!

Ve bir başka gerçek de burada “devlet” dendiği zaman, her iki tarafta da bir “ulus” devlet anlaşılıyor!

Daha da ötesi, burada kendi “devlet”ini oluşturacağına inanan, bir tek ulus olmadığı gibi; adaya ait iki farklı ulus da yok!

Bu adada, kendi özgün duyarlılıkları olmakla beraber, iki farklı ulusa ait, iki ayrı halk yaşıyor!

Onun için, birinin duyarlılıkları, ötekinin çekincelerini oluşturuyor!

Paradigmalarının farklı olmasını bir yana bırakın, bunlar antagonist de…

Ve daha da acaibi, her iki tarafın yalnız sağları değil, solları da egemen paradigmalara teslim olmuş vaziyette…

Ne onları aşacak cesaretleri var; ne de o cesareti bulsalar, o olgunluğa sahipler…

Kusur, anlaşamayan liderlerde değil; yüz yıllık bu önyargılardadır!

Değil odaya koyup kırbaçlasanız, kafalarına dolu silah dayayıp Rus Ruleti oynasanız, bu gerçek ortada duruyor…

İnsan iradesinden bağımsız...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31