Cenevre görüşmeleri  tamamlanırken,Türkiye’de de AK Parti Genel Başkanı ve yeni Hükümeti oluşturmakla görevlendirilen Recep Tayyip Erdoğan TBMM’inde 61 nci  “Hükümetin” programını okuyordu.İşte o Hükümet Programı içinde “Kıbrıs konusu” şu sözcüklerle yer aldı:

“Kıbrıs'ta KKTC halkının ve Türkiye'nin stratejik çıkarlarını gözeterek iki toplumlu ve iki kesimli, tarafların siyasi eşitliğine dayanan kapsamlı çözüme ulaşılması yönündeki çabalarımız sürdürülecektir”.

Bu sunum,Cenevre’deki görüşmelerle tam bir uyum içindedir.

Hatta Birleşmiş Milletlerin Ekim’e kadar haftada iki kez görüşme yaparak birçok konuda sonuç alınması,Ekim’de BM Genel Sekreteri ile yapılacak toplantıya sonuç raporu getirilmesi ve de her durumda BM’nin sorumluluk alarak görüşler arasında köprü kurarak  birleştirmesi söz konusudur.

BM açısından Cenevre’deki durum şöyle özetlenebilir:

“BM bu temastan sonra Uluslar arası Konferans çağırma konusu,ilerlemeye ve kaydedilecek görüşlere bağlı olacaktır.

Bu konunun iç konuları ile sınırlıdır.Uluslararası yönler ise çok taraflı Konferansta ele alınacaktır”.

Bu durumda Rumların reddettikleri, BM müdahalesi,hem de Uluslararası Konferans gündeme dahil oldu.

Bu durumda söylenmeden “takvimleme” kendiliğinden kabullenilmiş oldu.

Türk tarafı ise yıllarca Rumun öne almak istediği mülkiyet ve toprak konusunu gönül huzuru içinde karşıya uzattı.

Her ikisinin Ekim ayı sonuna kadar ne yapacağını göreceğiz.

Yapmazlarsa ne olacaktır?

Cenevre bu konuya  ne getirdi?

1.Ekim ayına kadar iki taraf haftada iki kez bir araya gelerek,çeşitli sorunları çözüme bağlamaya çaba harcayacaktır.Tüm başlıklar bu sürede ele alınacaktır.

2.Bu arada BM iki taraf arasında Downer aracılığıyla “köprü kurucu öneriler” yapma inisiyatifini elde etti.Bu adı konmamış “Hakemliktir”.

3.Ekim sonunda BM Genel Sekreteri Uluslar arası Konferans çağırıp çağırmamaya karar verecektir.Ancak belli oldu ki artık Ekim’in devamı Uluslar arası Konferans’tır.

Çünkü Temmuz 2012 son takvimdir.

Oraya anlaşma veya anlaşmama halinin yetişmesi gerekmektedir.

Ve elbette anlaşmayan bir “Kıbrıs(Rum)Cumhuriyeti’nin” AB dönem başkanlığı görevini  yüklenmesine engel çıkarılacağı açıktır.

Ya da Rum tarafı büyük sorunlarla karşılaşacaktır.

4.Hristofyas vurgu yapılmasını istediği,Eroğlu’nun açıktan vurgu yapılmasını reddettiği ve Talat döneminde üzerinde anlaşmaya varılan üç temel konu dolaylı olarak yine de ortaya kondu.Yani Talat-Hristofyas anlaşması geçerliğini korumaktadır.Bu da şudur: “Kıbrıs Federal Cumhuriyeti,tek egemenlik,tek vatandaşlık,tek Uluslararası temsiliyete sahiptir”. Türk tarafı bunu aşamadı ve kurtulamadı.

5.Hristofyas’ın benimsemediği  ancak yukarıda işaret ettiğimiz derecede gündeme yapışan konu,Federal yapı oluşturulurken adına ne denirse densin,Türk ve Rum yapısı nufus ve mülkiyet çoğunluğuna sahip olacaktır.

***

Cenevre öteki gerçekler yanında kesin olarak çözümün 2012 yılına adım atılırken sağlanmış olmasını ortaya koydu.

BM bu konuda girişim yetkisi aldı.

Elbette bu andan itibaren Rum ve Yunan lobisinin nasıl davranacağını göreceğiz.

İkincisi Türkiye’yi AB’de görmek istemeyen Almanya ve Fransa’nın “Kıbrıs engelinin aşılmasına” nasıl baktıkları önemlidir.

Acaba karpuz kabuğunun Türkiye’nin ayağının altından çekilip alınmasına olumlu bakacaklar mı?

Çünkü Kıbrıs sorununun çözümü her zaman herkes için yararlı görülmemektedir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31