En çok canımızın yandığı noktadır verilen sözlerin yerine getirilememesi...

Ve yaptığımız hataların en başında gelir verdiği sözleri yerine getirmeyenlere tekrar tekrar şans vermemiz...

İşte bu sebeptendir ki her seçim sonrasında "ahlar", "vahlar" içerisinde kafamızı duvarlara vurmamız...

2011 yılının 28 Ocak ve 2 Mart tarihlerini hatırlayınız!..

Ortada bir "ekonomik paket" ve ona karşı direnen binler!..

28 Ocak günü binlerin İnönü Meydanı'na akın etmesi ve "ekonomik paketi" reddetmesi hedeflenmişti...

Ancak binler beklenirken 28 Ocak mitingini organize edenler onbinler ile karşılaştılar...

Peki, toplumu bilinçlendiren ve meydanlara akmasını sağlayanlar kimlerdi?

En başta "sendikal platform", sivil toplum örgütleri ve siyasi partiler...

Destek veren siyasi partilerin içinde şu anda hükümette bulunan CTP-BG ve o dönemdeki ismi ile DP, şu anki eki ile DP-UG'de yer alıyordu...

Ve miting sonrası toplumun onayına sunulan 13 maddelik ilkeler bu iki partinin de imzasını taşıyordu...

Ne vardı bu 13 maddelik ilkelerde?

En başta "ekonomik paketin" reddedilmesi, "göç yasasının" kaldırılması ve Kıbrıs sorununda çözüme doğru ilerlenmesi vardı...

28 Ocak mitingi gerçekleşti, onbinler İnönü Meydanı'na aktı, hükümet istifaya çağrıldı, 13 maddelik ilkeler toplumun onayına sunuldu ve kabul gördü...

Ama bundan ne hükümet, ne de Ankara gerekli dersi çıkardı!..

Aksine hükümet hiçbir şey olmamış gibi uygulamalarına devam ederken, Tayyip Erdoğan sınırları zorlayarak Kıbrıslı Türklere "beslemeler" demişti...

Daha sonraki süreç ise bizleri tarihin en kalabalık tepki mitingine götürdü...

Yani 2 Mart'a...

Ayni senaryo o gün ayni mekanda tekrarlandı ve gerekli mesaj ilgililere gönderildi...

Fakat kimse oraya toplanan kalabalığı ya da bu iki mitingi organize eden kesimleri dikkate almadı...

Sonuçta toplum süreci meclis içerisinde yenilenmeye kadar götürdü ve 26 yeni yüze vekil olma şansı tanıdı...

Peki, seçim öncesinde siyasi partiler "ekonomik paket" ile ilgili neler söylemişti?   

İşte meclis içindeki partilerin 28 Temmuz seçimi öncesi bu "paket" ile ilgili söyledikleri;

Seçimlerden birinci parti olarak çıkan ve mecliste 21 koltuğa sahip olan CTP-BG, "ekonomik paket"in Türkiye tarafından bir dayatma olduğunu ve bu paketin KKTC'de hazırlanmadığını iddia etmişti. "Yıkım paketi" olarak adlandırdığı "ekonomik program" için, "kesinlikle uygulanmaması gerekiyor, biz geldiğimizde bu paketi revize etmeden uygulayamacağız" demişti...

Sonrası malum, "yıkım paketi" söylemleri yerini "ekonomik program" söylemlerine bıraktı ve hiçbir noktası revize edilmeden uygulanmaya devam edildi...

Seçimlerden ağır bir yenilgi ile ayrılan ve meclisteki koltuk sayısı 16'ya düşen UBP, "ekonomik paket" ile ilgili olarak, "bu paket bizim ekonomik programımızdır" demişti...

Yani 4 yıl boyunca arkasında durdukları paketlerin arkasında durmaya ve de onu savunmaya devam ediyorlar...

DP-UG'de tıpkı CTP gibi davranıp "ekonomik paketin" revize edilmesi gerektiğini vugulamıştı...

TDP ise bu üç partinin tersine "ekonomik paketi" reddetmişti ve "kendimiz hazırlayabiliriz" önerisini ortaya koymuştu...

Kısacası toplum tarafından "ekonomik paketi" reddetmeyenlere 47, reddedenlere ise 3 sandalye verildi...

Yani yaşanılan süreçten ve yerine getirilmeyen sözlerden CTP ile DP ne kadar sorumlu ise, adanın kuzeyinde oy kullanan herkes de o kadar sorumludur...

Şu anda herşey ortada, bu saatten sonra önemli olan işlenen suçlara ortak olmamamızdır...

Ya da oluyorsak, dönüp bir de üstüne zır zır ağlamamamızdır...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31