Ankara’da ihtisas yaptığım yıllardı… Bir hafta sonu, Cumhuriyet’te o zamanlar Paris’te kaçak yaşayan Nikos Sampson’la yapılmış bir ropörtaj yayınlandı! 

Sampson, o söyleşide, Kıbrıslı Türkler’in, aslında Osmanlı kılıcının korkusuyla Müslüman olmuş Rumlar olduğunu ileri sürüyor, kanıt olarak ise bizim yüzümüzün Asya’daki Türkler’e hiç benzemediğini ileri sürüyordu. 

Onun yanı başında ise Rauf Denktaş’ın konu ile ilgili cevabı yer alıyordu. Denktaş elbette ki Sampson’un iddiasını ciddiye bile almıyor ve onun üzerinden bize, Kıbrıs Türk Solu’na yanıt veriyordu.

“Hallerini görüyorsunuz! Ellerinden gelse, etnik kimliğimizi bile değiştirecekler! Beni fazla milliyetçi olmakla suçlayanlar, bakın bakalım değil o mücadeleye başladığımız zamanda, bugün bile Bağımsız ve eşit bir ortaklığa yönelik bir tek Kıbrıslı Rum Hareketi var mıdır?” diyordu…

İşin doğrusu, bu tespit beni fena çarptı… Döndüm ve baktım… Mesele bu değil ama… Asıl mesele, 20.yy başlarının egemen entelektüel düşüncesi olan ulusçuluk’un bu adada iki ayrı ulusçu düşünce ile egemen olması ve bugüne kadar birbiri ile yarışmasıdır. 

Asrın ilk yarısında yetişmiş bir adamı da neden post modern değil diye eleştiremezsiniz herhalde! Onun kişiliğinin oturduğu çağda, yoktu ki başka bir alternatif? 

Beri yandan, yıllar sonra rastlantıya bakın ki gene Yeşilırmak’ta bir sabah, plaja gittiğimde baktım ki Rauf Bey, asmanın altında tek başına oturuyor. Herkes selâm veriyor ama geçip gidiyor… Yanına yaklaşıp selâm verdim… “Bir sandalye çek de gel otur yanıma” dedi… 

Oturdum! O gün Yıldız Kabaran gelene kadar, biz çok uzun bir sohbet yaptık…

TMT’yi Kasım 1957’de nasıl kurduğunu bana zaten önceden anlatmıştı! O sabah biz daha çok politika konuştuk! İşte orada söylediydim kendisine:

“Siz klâsik bir politikacı değilsiniz…”

“Neden?” dedi bana… Yüzü de değişti biraz…

“Çünkü siz siyasete bir parti kurarak katılmadınız! Bir yer altı örgütü kurarak çıktınız bu yola!”

Sanırım ne dediğimi hemen kaptı… Yüzünün hatları düzeldi… Rauf Denktaş, gerçekten de siyasetin çok farklı bir “aparatı” ile yola çıktı… 

Klâsik politikacı olsaydı, bir sonraki seçimi beklerdi… Haziran 1958 Olayları’ndan sonra, TMT’yi Türkiye’den gelen profesyonellere devrederken, kendisine yakıştırılan kod adı Toros, belki de onu en iyi anlatan tanımlamaydı. Aslında o 1958’den sonra, hep Toros’tu… Son geceye kadar…

Onun için ardından yazılan yazılardan, beni en çok etkileyen de bunu vurgulayan Hürriyet’in yazısı oldu…  

Biraz önce defnedileceği alandaydım… Belediye Başkanı Ahmet Benli, çalışıyor, ekibi ile birlikte… Bana komşu geliyor… İnsanların neden yaşadıklarını anlamak için, bir onların geldiği dünyaya bakacaksınız, bir de giderken bıraktıklarına… 

Beğenip beğenmemenizin hiç anlamı yok! Dünyayı değiştirip de gidiyorsa birisi, “yaşadı” demektir! Rauf Denktaş, yaşadı! 

Karşıtlarını bile etkiledi… Çizdiği çerçeve ile kendisini beğenmeyenlerin bile düşünce dünyasının sınırlarını çerçeveledi… 

Yalnız Kıbrıslı Türkler’in değil, Türkiye’nin de algısını değiştirdi, yaşamı boyunca verdiği mücadele… Ne denir bu adamın arkasından?

Ancak…

Elveda Toros!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31