Tül hafif dalgalandı…

Kapı, dalgalanan tül ile simetrik açıldı sonra kapandı.

Rüzgâr yoktu ama esiyordu yine de.

Cereyan vardı…

Dengesiz giden havalar bir soğuk bir sıcaktı.

Aylardan mayıstı…

Mayıs genelde, yazı bir ucundan tutan aydır.

Bir tarafı ilkbahar diğer tarafı yazdır.

Yaz demek deniz demek.

Ve deniz kenarında denize taş atmak.

Taşı sektirmek demek.

Kim daha uzağa fırlatır, sektirir diye çok oynamıştık.

Hala ficaların arasından gezinerek yapıyoruz bunu.

Keyif verir.

O gün fırtına yoktu…

Ama fırtınadan kalan serinlik tül ile beraber içerideydi.

Bir an “kaloriferi açsam iyi olacak” dedim.

Uzandım.

Aklıma geldi.

Dışarıda güneş, dışarıda yaz varken bu neyin kaloriferi…

Kalkıp kapıyı kapattım.

Mutfağa gitti.

Mutfak sıcaktı.

Güneş o taraftan giriyordu içeriye.

Dinledim…

Buzdolabı çok az sesle çalışıyordu.

Olmazsa olmazımızdır o ses.

Doğar, büyür, yaşlanırsın ama o ses seni hiç terk etmez.

Hep çalışır, hep çalışır.

Bir sefer dursa, “neden durdu” der şaşarız.

Uzun süre tık demez buzdolapları.

İşlerini iyi yaparlar.

İnsan şaşırır.

Bu nasıl bir motor, nasıl düzenek der.

Arabanın motoru bozulur…

Uçakların motoru bozulur.

Buzdolabı bozulmaz.

1963’te de böyle bir buzdolabımız vardı.

Markası Bosch muydu Frididare mi tam hatırlayamadım.

Hatları yuvarlaktı.

Kapısı tekme ile kırılmayacak kadar sağlamdı.

Çünkü o gün yani Aralık 1963’teki o kötü günde onu evde bırakıp Mutallo’ya gittiğimizde, EOKA’cılar, dönersek bulmayalım diye tekmelemişlerdi onu.

Sadece tekme yiyen yerinde hafif göçme olmuştu, o kadar.

Fişe taktık, tak diye çalıştı…

Ve yıllarca idare ettik onunla…

Parçamızdı.

Yadigârımızdı o.

Yadigâr demişken…

1963’ten de önce yadigâr kalan başka bir emanet var evimizde.

Et kesme sehpası…

Ne ağacı bilmem.

Ama 1950’lere dayanan bir mazisi var onun.

Babam limandaki Pelikan Restoran’ını işletirken kullanıyordu.

 Defalarca göç ettik…

Defalarca harp gördük.

O bizi hiç terk etmedi.

Emanet demişken bir şey daha var.

Ama nasıl anlatmalı bilmiyorum…

İnsanın hücreleri hep yenileniyor.

Kişi eski siyah beyazlara baktığında kendisini dahi tanıyamıyor.

Ama beyinde depolanmış her ne varsa değişmeden öylece duruyor.

Buzdolabı kapağını açtım.

Gördüm onu…

Doğduk doğalı bize emanet Kıbrıs sorunu aynen orada duruyordu…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5