ABD’de “gemiden atlama Mustafa” ile tanışmıştım yıllar önce… Her 19 Mayıs öncesinde New York’ta yapılan “Türk Yürüyüşü” organizasyonunda… Neden “gemiden atlama” lakabın var diye sorduğumdaysa, gemici olarak çalıştığı bir yük gemisinden atlayarak ABD’ye yüzerek çıktığını anlatmıştı tüm detaylarıyla… Mustafa şimdi ABD vatandaşı… Önce ehliyet almış, ardından yeşil kart başvurusu yapmış, şimdiyse 50’ye merdiven dayayan Mustafa’nın birkaç işyeri var New York eyaletinin çeşitli yerlerinde… Tüm ailesini de Türkiye’den getirtmeye de devam ediyor…

 

Yeşil Kart Amerika Birleşik Devletleri'nde yabancılar için çok önemli… Hayat boyu oturma, çalışma ve ABD'ye serbestçe giriş-çıkış yapma iznine; vatandaşlık haklarından bir çoğuna sahip oluyor, beş yıl sonraysa tam vatandaşlık başvurusunda bulunabiliyorsunuz…  Yeşil kart sahibi Amerikan devlet üniversitelerine burs başvurusu yapabiliyor, devlet daireleri dahil her yerde çalışabiliyor, işyeri de açabiliyorsunuz… Ayrıca Yeşil Kart sahiplerinin eşleri ve 21 yaşını doldurmamış bekar çocukları da otomatik olarak Yeşil Kart sahibi olabiliyor…

 

Tüm mesele, çalışabilen, üretebilen ve ülkedeki düzene ayak uydurabilen olabilmek. Kriminal herhangi bir olaya bulaşmamak… Bu nedenle de Yeşil Kart sahipleri, suç oranı en düşük kesim içinde yer alıyor…

 

Gelelim bize… Beyaz kartlar, yeşil kartlar tartışmaları yine siyasetin “sinir bozucu sakız çiğneme”” modundaki yaklaşımlarıyla devam edip gidiyor… İktidar ne yaptığının farkında değil, projeyi kendileri üretmedikleri için, savunulması konusunda da yeterli ve sağlam duramıyorlar. Muhalefete gelince, yavan, sığ, ayakları yere basmayan eleştirilerle ahkam kesiyor, köleci zihniyetin kelamları havalarda uçuşuyor.

 

Kimse kendini KKTC’de çalışan, üreten, yeni umutlar için buralara gelenlerin yerine koyamıyor. En insani refleksleri anlamazlıktan gelerek, gayri insani yaklaşımları bencil ve de gaddarca savunabiliyor…

 

Ne Avustralya’ya giden amcası, dayısı aklına geliyor, ne İngiltere’de her şartı zorlayan teyzesi, halası… Ekmek parası peşinde koşan, mücadele eden, umut kapısı arayan insanları “böcek gibi” ezmenin, sınırdışı etmenin, ya da kölelik zihniyetiyle şartlı ve sömürücü barındırmanın dayatmacılığı savunuluyor…

 

Burada üretimin hakkını verenlere, en azından üretmeyen “has vatandaşlar” kadar haklar verilmelidir. Bu bir  zorunluluktur. Bu verilmesi geren haklar arasında elbette ki vatandaşlık hakkı da olacaktır…  Tüm bunlar bir lütuf değil, çalışan, çabalayan, geleceğinin derdinde olan insanlara analarından emdikleri ak süt kadar helaldir. Bunu görmeye alışmak zorundadır tüm köleci zihniyetler…  Ve bu köleci, kafa tasçı zihniyetler, üretmeden ahkam kesmenin de,  geleceğe dair hiçbir fayda sağlayamayacağını algılamak zorundadır…

 

İktidar da artık gevelemeden, bu ilkede doyan ve bu ilkeyi doyuran insanlara vatandaşlık verilmesi gerektiğini mertçe söyleyebilmelidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31