Hafta sonu gerçekleşecek Türkiye seçimleri bizim buralarda çok yankı bulmadı. Daha fazla iç siyasete odaklı yaşadığımızdan, bizim dışımızdaki coğrafyalarla çok ilgili değiliz. Bu hem medya hem de genel olarak toplumsal bir hastalığımızdır.

Türkiye seçimleri genellikle dünyada en yakından izlediğimiz seçimler olsa da bu dönemde çok da yankı yaratmadı, bizde.

Bunun iç politikaya odaklanmanın yanında, Türkiye’de belki de ilk kez bu kadar az Kıbrıs konusunun konuşulduğu bir seçim geçirilmesinin de etkisi var.

Kıbrıs ilginçtir, bu seçimlerde neredeyse hiç malzeme edilmedi. Kimse vermeyiz ve satmayızın üzerinden nutuk sallamadı.

Sanırım buna sevinmek yanında, aslında Kıbrıs konusunun hamasi nutuklar için bile kimsenin gündeminde olmadığının bir göstergesi olduğunu da not etmek gerekiyor.

Türkiye’de seçimler için artık son saatlere girilirken uluslararası düşünce kuruluşları da analizlerini paylaşıyor.

Uluslararası Kriz Grubu, artık sonucun yavaş yavaş netleştiğini not ederek, yeni hükümete biçtiği 10 maddelik görev çizelgesini paylaşıyor.

Türkiye’nin AB ilişkileri ve Kıbrıs sorunu, bu çizelgede ilk iki sırayı paylaşıyor.

Uluslararası Kriz Grubu’na göre, AB ile Türkiye ayrılmaz bir parça ve mutlaka askıda olan başlıklar çözülerek bu ilişki ileriye taşınmalı. Çünkü Avrupa’da binlerce Türk yaşıyor. Turizm trafiğinden ekonomik hareketlere kadar Türkiye ve AB birbirine bağlı.

Bu ilişkileri ileriye taşımak için de Kıbrıs sorununun çözülmesi, özellikle Lefkoşa (Güney Kıbrıs) ve Ankara ilişkilerinin geliştirilmesi öneriliyor.

Ve tabii ki limanların açılarak Kıbrıslı Türkler üzerinde izolasyonların kaldırılması.

Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Merkezi ise, yaptığı seçim analizinde, yine AK Parti’nin seçim zaferi kazanacağı tespitinde bulunuyor. Merkez, aksi durumun bir sürpriz olacağını, ancak AKP’nin meclisteki sandalye sayısının, daha fazla MHP’nin barajı geçip göçemeyeceği ve meclise kaç milletvekili gönderebileceği ile ilişkili olacağına vurgu yapıyor.

Bunun yanında CHP’nin yeni lider değişimi ile oylarını %30’un üzerine taşıyabileceği tespitinde bulunuyor.

Merkez’in işaret ettiği bir başka nokta da Erdoğan’ın aslında bu seçimle, 2014’de hazırlandığı Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve Türk siyasi sisteminin yeniden tasarlanması için de bir onay referandumu olacağı yönünde.

Bu tespitler arasında 1960’da askeri darbeyle devrilene kadar, arka arkaya 3 dönem hükümranlık süren DP ile AKP’nin benzeştirilmesi de ilginç bir nokta.

Bu benzeştirme özellikle Erdoğan’ın kurduğu iddia edilen diktatör hükümranlık iddialarıyla düşünüldüğünde daha anlamlı oluyor.

Bu seçimde Erdoğan yine tek başına iktidar olur mu, geleceğin Cumhurbaşkanı olarak iktidarını sarsılmaz bir şekilde pekiştirir mi bunu görmek için fazla beklemeyeceğiz.

Genel tahminler iki partili bir koalisyona ve Anayasa’yı değiştirecek tek başına çoğunluğa ulaşılmasını zor gösterse de Erdoğan ve AK Parti’nin bundan sonraki dönemde de Türkiye siyasetinin temel belirleyicilerinden olacağı gerçekliğini gölgelemiyor.

Bu tespitlerin ötesinde, önemli bir başka noktaya da işaret etmek gerekiyor.

Oy oranı ne olursa olsun, iktidar modeli kimlerden oluşursa oluşsun, Türkiye ve siyasetini tamamen dışlamak ve ötekileştirmek gibi bir lüksümüz yok.

Hele Kıbrıs’ın Kuzey’i ile Türkiye ilişkileri bu kadar tartışılırken.

Yıllarca bu ilişkiler, yazık ki kişilikli bir temelde gelişmedi. Sıkışıldığında para istemeye gidilen, kurulan buyurgan ve hakaretamiz cümleler şehir efsanesine dönüşen tecrübeler yaşadık.

UBP hükümetleri şükran, CTP ve TKP hükümetleri ise kendi ideoloji ve inançlarıyla sistem gerçekliği arasındaki kargaşada geliştirdi bu ilişkileri.

Bu saatten sonra UBP’nin nitelikli ilişki geliştirmek gibi bir misyonu olur mu, olursa başarı yaratır mı söylemek zor.

Ama mutlaka olmalı.

Ancak bunun ötesinde, hükümetlerin temel denetleyicisi olan, gelecek iktidarlara aday muhalefet partileri için Türkiye ile ilişkileri daha sağlıklı bir zemine yerleştirme sorumluluğu vardır.

Bu ne biat ederek ne reddederek olur.

İşte burada da özellikle çözüm siyaseti yürüten sol siyaset izleyen partilere çok daha önemli bir sorumluluk düşer. Çünkü mevcudu yürütmek yerine, alternatif yaratmak yeni bir yaratım ortaya koymak sorumluluğu vardır bu partilerin.

Türkiye ile ilişkiler de yeniden yaratılması zorunlu temel gereklerimizin başında geliyor.


Kaynak: Yenidüzen Gazetesi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31