Türkiye AB Bakanı Egemen Bağış’ın ilhak açıklamalarına tepkiler büyüyor.

Büyüyor da acaba bir arpa boyu yol alınabiliyor mu?

Düşünsenize;

Normal şartlarda hele çözüm sürecinde, anlayışında bu kadar çok yol almışken, ya da aldığımızı sanmışken, Türkiye’nin bir bakanı çıkıp, “KKTC Türkiye’ye bağlanabilir” diyor.

“Bu da bir seçenektir” diyor.

Biz tepki gösteriyoruz. Büyük tepkiler.

Yetmiyor, bu tepkilere de öfkelenip, “bunlar Rumcu” diye paylıyor eleştirenleri, Sayın Bakan.

Muhalefet partileri, sendikalar ver yansın ediyor.

Ama bunlar da yetmiyor, Başbakanımız da “doğaldır” diyor. “Türkiye’ye bağlanmak da bir seçenektir, değerlendiririz” diyor.

Acı olan, Egemen Bağış’ın açıklamaları değil sadece. Acı olan burada bildiri yayımlamak ya da TV programlarına katılıp sertlikle eleştirmenin ötesine geçememek.

Sivil hareketin kitlesel varoluşunun sokağa inme reflekslerinin ortadan kalkması.

Yoksa bu açıklamaların bu hakaretlerin ardından sokağın yıkılması gerekirdi.

Uzun süre önce kaybettiğimiz sivil hareketin acısını işte böyle çekiyoruz. Hakarete uğrayarak ve sadece atılan şamarın ardından ağlamakla kalarak.

Acı olan bir başka taraf ise, Egemen Bağış’ın doğru söylemesi.

Egemen Bağış’ın sadece kendi kişisel fikrini değil, Türkiye’nin kurumsal siyasetini anlatması. Zaten çoktan başlamış bir durumun açığa çıkarılması.

Yoksa bilmiyor muyuz ki, uzun süre önce bağlandı, KKTC Türkiye’ye.

Bilmiyor muyuz ki, kemikleşmiş nüfus politikalarıyla, ekonomik bağımlılık ve siyasi hakimiyetle bu bağlar her geçen gün daha da sıkılıyor?

Acı tarafı biliyoruz ve normalleştiriyoruz.

Turistleşiyoruz, kendi ülkemizde.

Hiçbirimiz kendi çözümlerimizi ürettikçe, kendi etimize değmeyen yılana el kaldırmıyoruz. Maazallah canımız yanmasın, etimiz dişlenmesin diye.

Bugün Kıbrıslı Türkler’in aslında çoktan Türkiye’ye bağlanmış sistemin içinde olmadıklarını söylemek mümkün.

Hepimiz kendi çarelerimizi üretebiliyoruz.

Eğitim sistemini beğenmiyorsak, Güney’e gönderiyoruz çocuğumuzu, ya da en kötü senaryoda tarlamızı satıp özel okula veriyoruz.

AB vatandaşlığından yararlanıyoruz.

Çeşmeden akan suyu içemiyoruz, belediye ile ilişkiyi kesip, su taşıyoruz depolarımıza.

Güvenemediğimiz sebze meyveyi Güney’den alıyoruz. Daha ucuzunu arayabiliyoruz.

Eh buralar güzel…

Denizi, kumu, güneşi, etimizi dişlemedikçe yılan, geçinip gidiyoruz.

Çok bilindik hapishane sendromu vardır. O kadar alışmıştır ki mahkum, içerde olmaya, özgürlüğü artık tutsaklığıdır. O kapı açılınca, sudan çıkmış balığa döner. Yaşayamaz.

İşte sistemler de insanları istediklerinde böyle tutsaklaştırırlar. O tutsaklık nefesleri olur.

Bizim yıllarca kafesimizin tek özgürlüğümüz olduğu gibi.

Alışmışız kendi çözümlerimizi üretmeye. Turistleşmeyi kabullenmişiz.

Niyazi Kızılyürek buna paryalaşmak diyor. Yani orada yaşarken bir varlık ve söz hakkı olmadan yaşamak anlamında kullanıyor, bunu. Sistemin dışında kalan, söz hakkı olmayan anlamında.

Ve tarih araştırmalarında aslında bu kelimenin Kıbrıslı Rumlar’ın ENOSIS taleplerine karşı çıkan Kıbrıslı Türkler için kullanıldığını anlatıyor.

İlginç değil mi?

Erdoğan’ın da çok sevdiği Necip Fazıl Kısakürek de “ öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya” der, sanki tam da bu durumu anlatırken.

Bugün Türkiye geçmişten gelen Rum’a eşit olma yolundaki nüfus taşıma politikasını birkaç adım daha da ileri götürerek, nüfusu mülkiyet temeline oturtarak, sermaye taraflarını da kattı bu politikaya.

Bugün Kıbrıs Rum tarafının karşısında mülkiyet dahil, sermayesi ve ekonomisiyle tek muhatap Türkiye’dir. O yüzden de öyle boyundan büyük aşık atmak istemiyor, Rum tarafı.

Zira Türkiye’nin de Rum tarafının da çözümden kazanacakları çözümsüzlükten fazla değil, ne acıdır ki.

Egemen Bağış’ın anlayışıyla, Erdoğan “Rumlaşmıştır”!

Ve yine acıdır ki, ENOSIS’i gömerken, bir başka idea yaratmıştır, 21. Yüzyılda.

Aslında bütün bunları biliyoruz…

Egemen Bağış’ın açıklamaları sadece bir vesile. Bilineni, açık ve doğru olanı diplomasinin dışına çıkıp söylemek.

Ama bilmediğimiz sanırım bu durumdan nasıl çıkılacağı.

Bildiğimiz ise, şu hallerle hiç çıkılamayacağı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31