Hızlı komünistlik ettiğimiz günlerde, bizim partide bazı yoldaşlarımız Moskova yolunu Lefkoşa-Ortaköy güzergâhına çevirdilerdi! 

Valiz evde hazır…

Ama her nedense (!) bana sıra hiç gelmedi!

Hem de ikide bir bu konuda kavga çıkardığım halde…

Halâ da Rusya’yı görebilmiş değilim.

Moskova değil de benim hevesim, St.Petersburg!

O zamanlar Leningrad derdik!

Komünistliğimden değil! Büyük Rus yazarların romanlarından etkilendiğimden, Petersburg bana acaip romantik bir imge olarak yansıyor, ondan…

Aradan zaman geçti, kader bizi Türkiye’nin Rus sınırına yakın bir bölgesine savurdu…

Glasnost, Perestroika derken, Sovyetler de dağıldı.

Bizim Çayeli Rus doldu…

Durur muyum?

Her gördüğüm Rus ile sosyalizm konuşmaya başladım!

Ve bizimkilerin beni neden hiç göndermediklerini anladım!

Kitaplarda yazan başkaydı, propaganda edilen bambaşkaydı, yapılan ise hiç alâkasız bir Rus şovenizminin, öteki halklara dayatılması!

Öteki halklar da yetmez, Ruslar’ın kendileri de iki tabaka halinde yaşıyorlardı:

Parti üyeleri ve halk!

Bakanlık da yapmış, önemli bir komünistin gelini olan bir arkadaşım vardı!

Öğretim üyesi…

“Zaten” demişti, “seni getirselerdi de halk ile temas edemezdin ki, olup biteni anlayasın!”

Bizimkiler, görürsem ağzımı tutmam, “şarlarım” diye beni götürmüyorlardı herhalde…

Hayatımın hayal kırıklığı idi…

Bütün bildiklerimi, gözden geçirdim…

Okuduğum bütün o düşünürleri, bir daha okudum.

Sadece teoriyi değil, kendimi de yargıladım.

Ya Fırtına Deresi’nin kıyısına (Lâz İsmail’in okuduğu okul vardı orda), ya da Kastel Deresi’nin denize döküldüğü yere (orada da Mustafa Suphi’ler katledilmişlerdir) gider, oturur, saatlerce kendi kendime düşünürdüm!

Neyi doğru, neyi yanlış yaptım hayatımda diye…

Sonra?

Yallah, gene kitaplar…

Konumuz bu değil, yoksa uzatırdım…

Demek istediğim, kırk yıl doğru diye bellediğiniz bir şeyin, doğru olmadığını görmek; normal insanı kendini yargılamaya götürür!

Yanlışı bile bile savunmaya kalkmak ise ruhsal dengenizi de alt üst eder…

Şimdi, Eroğlu “2012’nin ilk çeyreğinde çözüm bekliyorum” diyor ya?

Aldı beni bir gaile!

Bir kesim, “yalan söylüyor, takiyye yapıyor, inanmayın” diyecek ama ya bu adam doğru söylüyor da dediğini yapar, bir anlaşma ortaya çıkarır ve çözüme giderse?

Son otuz yıldır, adama demediğimizi bırakmadık!

Son seçim kampanyasında, hakkında neler deyip neler yazdığımız, arşivlerde duruyor!

“Faraza” doğru söylüyorsa ne olacak?

Bizim sevgili Talât, “1990’dan sonra, bizde solcu olmak, çözüm istemekle özdeşleşti” dedi ya Serhat’ın programında?

Meselâ; “eşeği öldürene sürütürler” misali, bu “anlaşma”yı da ada sağları gerçekleştirirse diyorum, bunca yıldır solculuk edenlerimiz, bunu nasıl yorumlayacağız?

Gene “emperyalizm’in oyunu” deyip, bu defa da biz mi çözüme karşı çıkacağız?

Yoksa artık biz de mi “Eroğlu’cu” olacağız?

Meselâ, yâni…
 
Ya yaparsa?

Hafazanallah!

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31