Hava sıcaktı…

Pencereyi açtım, eser gibi oldu…

Diğer pencereyi açtım, hafif cereyan yapacak, serinletecek gibi oldu.

Atletimden aşağıya süzülen iki ter damlası, hafif serinlikle beraber durdular…

Gözlerimi kapattım.

Oh be, dedim yaz ayları başkadır…

Sessizliği dinledim…

Pat diye sokaktan bir seyyar satıcı belirdi…

Gözlerim kapalı dinledim…

Ne satar bu adam, dedim.

Ne konuştuğu dili ne söylediği sözü ne sattığı her neyi anladım.

Kalktım.

Cama çıktım.

Baktım.

Gitmişti.

Şimdi bu adam ne satıyordu, merakta kaldım.

İşi gücü bıraktım, beklemeye başladım.

Bu adam geri dönecekti.

Sonra oturdum yerime…

Bilgisayarıma baktım.

Bugün nedense güneş biraz daha az aydınlatıyor ortalığı.

Belki sokaktaki ağacın büyümesi, ışığı kesmesi, belki bulutların biraz yoğunluğu…

Gün dedin mi aydınlık olmalı.

Güneş tenine değdi mi, yakmalı.

Öyle klima ile yazları serin geçirmek bana göre değil.

Çok bunaldığında atarsın kendini bir ağacın altına.

Yatarsın toprak üstüne.

Geçen koyunların çan seslerini dinlersin.

Ve onların kokularını…

Bir yudum kahve aldım.

Kahve Kıbrıs Con kahvesi.

 Hem de Girne Con…

Reklam için değil bu yazdığım…

Kıbrıs’tan döneceğim gün, “Gel birer bardak kahve içelim” demişti Girne Con sahibi…

Gitmiştim.

Birkaç değişik çeşitte kahve vermiş, hatıra diye almıştım.

Onun hatırına her dönüşümde birkaç paket kahvesini alırım.

Özlediğimde kahve ile gidermeye çalışırım özlemimi…

Tam şimdi ne dediğini anlamadığım seyyar satıcı tekrar geçiyor.

Bakmalıyım…

Baktım da…

Yine kaçırdım.

Ne dediğini anlamadığım seyyar satıcı tekrar geçtiğinde daha hızlı davranmalıyım…

Kahveme döndüm.

Kokusu da ne güzelmiş bu kahvelerin…

Kim bulmuş, kim keşfetmiş bunu diye tam düşünmeye başlamıştım ki…

Ezan başladı.

Seyyar satıcıdan fazlaydı sesi…

Yazıya konsantre olmalıydım…

Camı kapattım.

Konsantre olamadım.

Geçer birazdan dedim…

Tam bitecekti ki az ötedeki diğer camideki hoca başladı okumaya.

Onu dinlemeye karar verdim.

Camı açtım, yazıyı bıraktım.

Bitene kadar dinledim…

Bitti.

Rahatladım.

Tekrar gözlerimi kapattım.

Bilgisayarıma dönecektim, aklıma geldi…

Az önceki seyyar satıcı Türkçe bağırıyordu, ne dediği anlaşılmıyordu…

Ezan ise Arapçaydı.

Ve ondan da bir şey anlayamamıştım…

İyisi mi tüm seslerin odama girişini engellemek, dedim…

Kahveme döndüm.

O gerçekti.

Ne dediği de anlaşılıyordu…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31