Bir sabah, televizyonu açtım… Bir kanalda bir oğlan, esip gürlüyor! Estergon Kalesi’ne gitmiş… “Tam” diyor 148 sene, burası Türk egemenliğinde idi.” Kendinden beter tip bulmuş Macaristan’da yaşayan, o da diyor ki: “Burayı yeniden fethetmemiz lâzım!” Belki de sarı Macar kızları pas vermiyorlar diye hınçlanıyordur! Veya pazarlık edemediğinden kızıyordur, zahir…

Bunca yıldır köşe yazısı yazıyorum, şu kadar kitabım yayınlandı, Osmanlı hayranı olduğum da sır değil… Ammaaa…

Tarih, kendi koşullarında öğrenilirse, anlamlıdır. Tarih’in ne olduğu ile ilgili benim katıldığım en güzel tanım: “Geçmişi bu günün bilgileri ile yeniden inşa ederek, o koşullardan, gelecek için ders çıkarmak”tır…

İmparatorluklar, etnik yapılar değildirler. Hatta ulusçuluk, imparatorluğu dağıttığı için, meydana çıktığı çağda, yasaklanan bir düşünce biçimiydi. Namık Kemal, Mağusa’ya neden sürüldü? Ulusçu olduğu için… İttihat ve Terakki, neden “gizli örgüt” idi? Ayni sebepten… İmparatorluk, bütün tebaaları arasından, en yeteneklilerini, etnik kökenine bakmadan toparlayıp, yönetim mekanizmasının başına getirmekle ayakta durur…

Hele Kanuni zamanında! 1546’da Estergon’u ele geçirirken, Kanuni Sultan Süleyman’ın yanı başında duran sadrazamı, on beş yaşında kendisinin bulup devşirdiği, şahsi kölesi olan bir Rum’dur… Önce yetkilerle donatıp, Makbul İbrahim Paşa adını almasına neden olunmuş, sonra da uyurken öldürülerek, adı Maktul İbrahim Paşa’ya tahvil edilmiştir! Dizi filmde gördüğünüz ihtiyar Piri Paşa ise Türk’tür ama Çaldıran dönüşünde, Amasya’da Yavuz Sultan Selim tarafından paşa yapılınca, yeniçeriler isyan etmişlerdir. Çünkü 2. Bayezit’in “Türk’ten paşa yapılmaz” diye bir fermanı vardır… Padişahın sadrazamı Rum, sevgilisi, Ukraynalı! Ondan sonraki meşhur sadrazamı, Sırp: Sokoloviç… Sokollu Mehmet Paşa… O da yirmi yaş dolayında devşirilmiş… Kendisi sadrazamlık makamında otururken, Sırbistan başpiskoposluğu makamına da kardeşini oturtmuş!

İmparatorluk, kabile devleti değildir… Budur… Osmanlı egemenliği ile Türk egemenliği ayni şey değildir. Türkler, elbette ki devletin kurucularıdırlar! Eti kemiğidirler… Padişah, bakmayın anaları ile ilgili tevatürlere, elbette Türk’tür… Ama devlet, sadece Türkler’den ibaret değildir. Bu bakımdan Estergon Kal’ası, Osmanlı yönetiminde olmuştur demekle, Türk egemenliğinde olmuştur demek, ayni şey değildir.

Bu Hürrem filmi, hiçbir şeye yaramıyorsa, şuna yaramıştır: Millet anladı ki “eşhedü en lââ…” dedi mi? Bitti… Artık Osmanlı’dır…

Söz konusu kale, Osmanlı’nın bir uç beyliğidir. Bir nevi üs… Zaten, fiziksel uzaklık ve çağın ulaşım olanakları nedeniyle, Kanuni Mohaç’ta Macar ordusunu, kralı ile beraber yok etmiştir ama Macaristan’a egemen olabildiği söylenemez. Mohaç’tan sonra Macaristan’da ikili bir yönetim söz konusudur. Osmanlı’nın tayin ettiği Macaristan yöneticisi bir taraftan, Ordu-yu Hümayun ülkeden ayrılır ayrılmaz, Avusturya’nın tayin ettiği öteki vali, obür taraftan! Çünkü Osmanlı ordusu, ha deyince oraya ulaşamıyor… Viyana kapısına dayanmanın sebebi de bu çekişmedir… İki defa kuşatıp, alamamanın nedeni de budur! Ordu yaz başı sefere çıksa, oraya yaz sonu varabiliyor… Eylül ayında aldı, aldı… Alamazsa, Ekim’de kar basar, çadırlarda perişan olur…

Mohaç şerbetini içen herif, karşına çıkar mı? Geri çekilip bir ay oyalanır, doğa seni zaten kovalar! Osmanlı iyi de; tarihi doğru kavramak şartıyla…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31