Nazi Almanyası’nın führeri Adolf Hitler, İkinci Dünya Savaşı’nı tetikleyen askeri operasyonlarının öncesinde kurmaylarına kesin emir verir: “Hangi cephede olursa olsun ve yurttan ne kadar uzak bulunursa bulunsun her askerimin boğazından mutlaka her gün en az 250 gram et geçmelidir!..” Emir demiri keser… Hele o emir Adolf Hitler gibi mazeret kabul etmez bir diktatör tarafından verilmişse…
  
Et ürünleri sanayisinin hızla gelişmesi işte Hitler’in bu emri sayesindedir. Kimisi Afrika’da, kimisi Rusya’nın derinliklerinde, kimisi engin Okyanusların ortasında savaşan on binlerce askere her gün taze et ulaştırabilmek mümkün olamayacağına göre, bunun çaresi mutlaka bulunmalıydı. Almanlar, dayanıklı et ürünlerinin ve konservelerinin seri ve yoğun halde üretimi için seferber olurlar. Amaca uygun olarak kurulan büyüklü küçüklü fabrikalarda salamın, sucuğun, sosisin, jambonun, köftenin, kurutulmuş etin nice çeşitleri üretilmeye başlar. Ve bu fabrikalara ham madde yetiştirebilme adına, hayvancılık sektörünün gelişmesi de büyük ivme kazanır.
  
Tarihin en büyük savaş suçlusu Adolf Hitler’in belki de insanlığa yaptığı tek hayırlı iş, işte bu et ürünleri konseptini geliştiren muazzam ve yaratıcı projeyi uygulamaya koydurtmasıdır.
     *       *       *
  
Bu öyküyü Mesarya gezimiz sırasında Akdoğan’daki “Aket” et ürünleri fabrikasının genç direktörü Abdullah Aktolgalı’dan dinliyorum. Mesarya’nın en modern tesislerinden biri olan “Aket” fabrikası da zaten Almanya’dan ithal edilen teknolojiyle donatılmış. Ülkemizin en yoğun hayvan üreticiliği Mesarya’da. Oralarda eti işleyecek böylesine modern bir tesisin kurulması, aynı zamanda doğanın kurallarının dayattığı bir gereksinimdi.
  
Tarımın ve hayvancılığın bilimsel uygulamalarında ülkemizde haklı bir saygınlık kazanmış olan Aktolgalı Ailesi, büyük harcamalarla Akdoğan’daki tesislerini devreye koyarken, bölgedeki hayvan üreticiliğinde de belirgin bir gelişme gözlendi. Çünkü Mesaryalı üretici artık “ürettiğim hayvanı ne yapacağım?” kaygısından kurtulmuştu. Özenle üretilen hayvanları satın alacak ve en kaliteli biçimde özenle ve seri halde et ürünlerine dönüştürecek bir tesis Mesarya’nın en uygun yerinde devreye girmişti…
     *       *       *
  
Gelgelelim, bir ameliyathanenin hijyenik koşullarına sahip tesisleri Abdullah Aktolgalı’nın eşliğinde ve hayranlık duyguları içinde gezerken dinlediklerim hiç de iç açıcı değildi. Acımasız rekabet koşulları ve pazar darlığı nedeniyle bu tesis şu anda darboğazların içine girmiş durumda. Aktolgalı “Büyük umutlarla ülkemizin hizmetine sunduğumuz fabrikamıza kilit vurma tehlikesiyle karşı karşıyayız” derken, onun genç ve aydın yüzünde beliren tarifsiz bir acıyı üzülerek okuyorum. 30’u yakın çalışanıyla, 30 çeşit et ürününe imzasını atmakta olan bu fabrikanın kapanması halinde bölge hayvancılığının yiyeceği darbeyi düşünmek içimi karartıyor.
  
Ama belli ki devletimizin yetkililerinde bu konuda duyarlılık yok. Çünkü et ürünleri sektörümüzün sorunları kendilerine en ayrıntılı ve belgesel biçimde yansıtıldığı halde, şimdiye dek darboğazları aşacak girişimlerde bulunmadılar.
  
Dünyanın her yanından serbestçe gelen et ürünlerine kalite bakımından direnebilen kendi yerel sanayimiz, fiyat rekabetinde aynı direnci gösteremiyor. Bizim et ürünleri sanayicimiz, dış ülkelerdeki kadar ucuza mal edemiyor üretimini. Dünya et piyasasını çok yakından izlemekte olan Aktolgalı, “Tesislerimizde işleyeceğimiz hayvanı biz, diğer ülkelerdekine oranla en az iki misli fiyata satın alabiliyoruz. Örneğin burnumuzun dibindeki Lübnan’da kemiksiz dana etinin kilosu 3 dolara. Bir de bizdeki fiyatlara bakınız. Fiyat dengesizliğini giderecek önlemler alınmazsa, bu işi daha fazla sürdürebilmemiz çok zor. Haksız rekabete direnebilmek ve halkımıza ucuz et ürünleri sunabilmek için boyuna cebimizden sübvansiyon veriyoruz.” diyor.
  
Tabii ki dışsatım açmazları da onları feci biçimde zorluyor. Aktolgalı, Adana’da ziyaretine gideceği bir dostuna kendi ürünlerinden 5 kiloluk bir paketi bile götüremedi. Bizim et ürünlerimizin Türkiye’ye sokulması ve pazarlanması mümkün değil. Oysa Türkiye’nin her türlü et ürünü ülkemize ithal edilip yoğun biçimde pazarlanabiliyor.
  
Et ürünleri sanayimizin bu temel ve kronik sorunlarını dinleyince “zararına yapılan bir üretim nereye kadar sürdürülebilir?” sorusuna takılıyorum. Ülkemizin esenliği adına umut ve övünç veren bu sektörümüzün geleceği adına devletimiz acil ve etkin önlemler almalı.    

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31