Temmuz…

Sıcaklığın tavan yaptığı ay.

Haziran’da denize pek girmezdik.

Okular vardı, bütünlemeler, bir de karpuz kabuğu denize düşmemiş olurdu.

Sahiller terk edilmiş gibiydi.

Bir koyunlar vardı çobanla kıyıya yaklaşan bir de sessizliği seven diğer canlılar.

 Zaten fasaiyalar da bırakmadı gidelim.

Ama temmuz dedi mi herkes oradaydı.

Bugünlerde Baf’a gidenler görmüşlerdir; bizim zamanımızda denize girdiğimiz yere tabela astılar:

“Burada denize girmek tehlikelidir”.

Birkaç boğulma olmuştu geçmişte.

Boğulurken kurtarılanlar da.

Mesela Erol Kemal anlatmıştı.

“Kayanın üstünde otururdum. Baktım birkaç kız denizde çırpınırlar. Birisi nefes alamaz durumdaydı. Atladım. Havadayken aklıma geldi ki yüzme bilmem. Ama geriye dönüşü yoktu. Denize düşmem ile çırpınmam bir oldu. Ben çırpındım, deniz çekti, derken göğsümde çok acı duydum. Nefes alayım derken akciğerlerime su dolmuştu. Ağrının sebebi buydu. Ve birkaç saniye içinde ne ağrı kaldı ne korku. Çok güzel bir uykuya daldım. Annemi gördüm. Küçüklüğümü. Babamı. Ve tatlı renkler içerisinde hayal gibi bir yaşam sürerken…  Birileri yüzüme tokat attı. Küfrettim onlara “kim bu” diyerek. Meğer ben ölmüşüm. Onların sayesinde kurtulmuşum. Meğer o rüya yaşanacak bir ölüm rüyasıymış.”

Ölürken, ölümden kurtaranlara kızmak…

Bilemezsin ki öleceğini.

Hep uçacak, hep rüya sürüp gidecek sanırsın.

Oysa rüya birkaç dakika içerisinde bitecek.

“The End” yazısını dahi göremeyeceksin.

Film sona erecek.

Bugünlerde festival adıyla bir furya sürmekte…

Güzelim ülkemde sıralanmış etkinlikler.

Bir yerde harnıp, bir yerde çilek, diğer yerde kayısı…

Hepsi meyve üzerine...

Ülkemizin meyveleri.

Renklot göremedim.

Oysa renklot da bizim.

Bir coşku var, bir heyecan.

Sponsorlar gırla.

Kat kravat dolaşan yetkililer.

Ve sanatçı diye getirtilen şarkıcılar.

Şarkıcıların çoğu Türkiye’den…

Ekipleri ile geliyorlar.

Birkaç gece konaklıyorlar.

Yiyip, içip, çalıp, söyleyip, cepleri doldurup dönüyorlar.

Sonra?

Ayguruş örneğin.

Tepelerinde villalar yapılmakta.

Sahillerine tesis adıyla betonarmeler.

Buna kalkınma diyor yetkililer.

Ve kalkınırken kesilen ağaçlar adına festival düzenlenen kayısı bahçeleri, kesilen harnıp ağaçları.

Diyeceğim o ki…

Festival yapılsın elbet.

Küçücük adamızda insanlar başka neyle vakit geçirecekler?

Ama önce dokumuzu koruyalım.

Sonra koruduğumuz dokularımız adına festivalimizi yapalım.

Yoksa pembe bulutlar arasında geçen rüyanın sonu gelir de “The End” yazısını göremeyiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31